Topraklar ve İnsanlar

 

Korkunç hayvanların

kemikleri gibi, toprağın

kabuğunda yaşlı toprak fareleri,

batıl inançlı mirasçıları

encomienda’nın, karanlık

bir toprağın imparatorları, çevrilmişler

nefret ve dikenli tellerle.

 

Çitlerin arkasında boğuldu

insanın gelişmesi,

diri diri gömüldü çocuk,

ekmek ve kitaptan mahrum bıraktılar,

damgaladılar köle işçileri olarak

ve ahırlara mahkum ettiler onları.

Zavallı, bahtsız toprak işçisi

dikenler arasında, zincire vurulmuş

var olmayışa, yaban

çayırlıkların üstündeki karanlığa.

 

Kitapsız korunmasız et gibi oldun

ve sonra da bir ahmağın iskeleti,

bir hayattan bir hayata satılmış,

beyaz kapının önünden kovulmuş

yürek paralayan, hüzünlü bir gitar

ve danstan başka sevda bilmeden,

bir nemli rüzgâr çarpıntısı gibi

aşırı çaba göstererek tutuşmuş.

 

Fakat sadece taşrada değil

insan yaraları. Daha uzaklarda,

yakınlarda, derinlerde dövülmüş onlar:

Şehirde, sarayın yakınında,

ateş etti havaya cüzzamlı kiralık kışla

öldürücü pisliğiyle,

suçlayan kangreniyle.

 

Talcahuano’nun ekşi,

dolambaçlı sokaklarında, tepelerin

bataklık kül yığınlarında gördüm

yoksulluğun kirlenmiş yaprağının

kaynaştığını, hamuru

aşağılanmış yüreklerin,

bir yeraltı şafağının karanlığındaki

açık çıban,

paçavraların yara izi

ve buruşturulmuş, dövülmüş insanın

yaşlı özü.

 

En aşağıdaki eve girdim,

fare delikleri gibiydiler, güherçile

ve çürümüş tuzla nemlenmiş,

aç yaratıkların kendilerini sürüdüklerini gördüm,

bu lanetli hava içinden

bana gülümsemeye çalışan

dişsiz gölgeler.

 

Delik deşik etti beni

halkımın acıları, dikenli teller gibi

sardı ruhumu,

parçaladı yüreğimi:

O zaman çıktım dumanla çevrili yollara

ve haykırdım,

çıktım dışarı ve ağladım,

çaldım kapıları ve yaraladı beni

keskin bıçaklar gibi,

daha önce yıldızlar gibi taptığım

duyarsız yüzlere karşı haykırdım

ve gösterdiler bana ne kadar boş olduklarını.

 

O zaman dönüştüm bir askere:

Sayısı bilinmeyen, tüm bir kıta,

savaşan yumrukların birliği,

hemfikir olmanın sistemi,

sonsuz zamandan bir lif,

silahlanmış bir ağaç, dünyadaki

unutulmaz yolu insanın.

 

Ve gördüm ne çok olduğumuzu, ne çok

kimse olduğunu benim tarafımda, o ya da bu

kişi değildi, fakat bütün insanlardı,

yüzleri yoktu, halktı bu,

metal ve yollar.

Ve dolaştım dünyayı

ilkbahar adımlarıyla.

 

[“Evrensel Şarkı”nın beşinci bölümü “Aldatılmış Kum”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy