Tomás Lago

 

Elzevir baskısı kitap sayfaları arasında bit gibi uyudu

başka insanlar; aralarında

tartışıyorlardı bu yeni çıkmış kitapları

futbol tartışır gibi, bazı golleri atar gibi.

Fakat o zaman çağıldamıştık şarkıyla ortasında ilkbaharın

And Dağları’nın taşlarını kendisiyle sürükleyen ırmaklar boyunca

ve kucaklamıştık kadınlarımızı, yutmuştuk

bir çırpıda onca peteği, ve açgözlüydük daha

toprağın kükürdü için.

Sadece bu değil fakat dahası da var: Hayatı

bölüştük sevdiğimiz ve bize şarabın yaşıyla

kumun dürüst alfabesini öğreten mütevazı arkadaşlarımızla,

onlardaki sakinlik şakıyarak koparttı kendini

zor zamanlarda. Ey birlikte mağarayı

ve çoban kulübesini aradığımız günler,

parçalayan örümcek ağını ve gece boyunca

yayılıp duran Güney’in kıyılarını

ve karılmış harcını:

Her şey çiçekti ve geçip giden sıla,

her şey yağmurdu ve özdeksi pis koku.

Hangi geniş yolu izlediysek, mola verdik

birahanelerde, bakışlarımız

yönelmiş inanılmaz bir şafağa, bir taşa,

kömürle betimlenmiş bir duvara, hepimize hemen

kışın bütün şarkılarını öğreten

bir grup ateşçiye. Fakat yalnızca

camlarımıza tırmanan tırtıl değildi sürünerek

değişik renklerle pırıldayan, selülozda yıkanan,

her seferinde daha da yüksekte o özenli yazısında,

bu demir katısı, bu acımasız kovboy da pırıldıyordu

göğsümüze dayadığı iki tabancayla korkutarak bizi,

analarımızı becermekle tehdit ederken bizleri

ve rehin alırken sahip olduklarımızı

(bütün bunlara kahramanlık benzeri bir ad takmıştı).

Bıraktık geçsinler diye, dik dik bakarken onlara,

bizimle hiçbir yere gidemediler, kıvrılmadık haçlarda,

ve her biri ilerledi Avrupa gazetelerinden ya da

Bolivya pesolarından oluşan kendi mezarına doğru.

Fakat bizim lambalarımız yanıyor hâlâ, ışıltılı

daha da berrak yazıdan ve eşkıyadan.

 

[“Evrensel Şarkı”nın yedinci bölümü “Şili’nin Evrensel Şarkısı”ndan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy