Tocopilla

 

Tocopilla’dan güneye doğru, kuzeye doğru: Kum,

o dökülmüş kireç, mavna, kırılmış

tahtalar, bükülmüş demir.

Kim eklemişti gezegenin o temiz çizgisine,

altın renkli ve kor parıltılı, düşe, tuza ve baruta

o kullanılmış aleti, pisliği?

Kim bağışladı o göçmüş çatıyı, kim bıraktı

o çatlamış duvarları

ve ayaklar altındaki kâğıtları?

İnsanın o kasvetli ışığı, soyulmuş her şeyinden,

her zaman yollarda geri gitmek için

kireçli aydan yapılmış çanağına,

senin öldüren kumunla durulmamış fakat!

İnşaat yerlerinin nadir martısı, ringası,

kıvırcık sağanak serçesi,

sizler yaratıkları, çocukları sağanağın

kanlı pruva halatının, gördünüz mü Şililiyi?

Gördünüz mü insanı soğuğun

ve suyun iki çizgisi arasında, toprak ufkun

dişlerinin altında, koyda?

 

Bitler, tuza saldıran yanan bitler,

bitler, kıyı bitleri, yerleşik olanlar, maden işçileri,

çöldeki bir yara izinden diğerine,

ay kıyısına doğru, ileri!

Yaşı olmayan soğuk mührü çentiklemek için.

Pelikan izinin ötesinde, ne suyun ne de ekmeğin

ya da gölgenin o katı dinlenişe dokunduğu yerde,

başlıyor güherçilenin hükümdarlığı,

ya da bakırın heykeli belirliyor yükselişini,

her şey gömülmüş yıldızlar gibi,

acı iğne sokuşları gibi, cehennem çiçekleri gibi,

beyaz, titreyen ışıkların kar beyazıyla,

ya da ağır parıltının yeşil ve siyah bir dalı gibi.

 

Orada işe yaramaz dolmakalem, sadece esmer Şililinin

yarılmış eli, orada işe yaramaz hiçbir şüphe.

Sadece kan. Damardaki insanı soran

bu sert darbe sadece.

Damarda, madende, delik deşik edilmiş mağarada

susuz ve defnesiz.

 

Ah benim küçük

hemşerilerim, bu ışıkla yanmış, daha acılar

ölümün yıkanışından, sizler kahramanlarsınız, kararmışsınız

topraktaki şafağından tuzun,

nerede kuruyorsunuz yuvaları, avare oğullar?

Kim gördü sizleri terk edilmiş limanların

paramparça lifleri arasında?

Tuz çerçeveli sisin altında,

metalik kıyının arkasında

ya da belki, belki

henüz altında çölün, altında

daima

tozdan yükselişinin!

Şili, Metal ve Gökyüzü,

ve sizler, Şilililer,

tohumlar, sert biraderler,

düzende ve sessizlikte her şey hazır

taşın sürekliliği gibi.

 

[“Evrensel Şarkı”nın yedinci bölümü “Şili’nin Evrensel Şarkısı”ndan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy