Standard Oil Company

 

Delgi kendine yol açtığında

o taşlı gırtlakta

ve yeraltındaki mülklere

boşalttığında merhametsiz bağırsaklarını,

ve ölü yıllara, çağların

gözlerine, mahkum

bitkilerin köklerine

ve o kepeklenmiş sistemler

suda bir tabaka olduğunda,

yükseldi ateş borulardan

dönüştü soğuk sıvıya;

yüceliklerin gümrük istasyonlarında,

bu dünyanın kasvetli

derinliklerinin çıkışında

karşılaştı o bir soluk mühendisle

ve “sahip” tanımıyla.

 

Petrolün yolları dolansa da

kendi kendisine, yeraltı su tabakaları

sessiz yerlerini terk etse de

ve toprağın mideleri arasına

kaldırsa da hakimiyeti,

salladığında su parıltısı

parafinden dallarını,

geldi Standard Oil zamanından önce

hukukçuları ve çizmeleriyle,

çekleriyle ve tüfekleriyle,

hükümetleriyle ve mahkumlarıyla.

 

Şirketin şişman imparatorları

yaşıyorlar New York’ta, pek uysaldırlar,

ipek, naylon, purolar satın alıyorlar

bu gülümseyen katiller,

küçük zorbalar, diktatörler.

Ülkeler satın alıyorlar, şehirler, denizler,

polisler ve vekiller,

açgözlüler altınını nasıl korursa

mısırını öylesine koruyan yoksulların yaşadığı

uzak bölgeleri:

Uyandırıyor onları Standard Oil,

üniformalarla donatıyor, onlar için

o düşman biraderi seçiyor,

ve Paraguaylı adam savaşıyor kavgasında,

ve Bolivyalı adam yok oluyor

vahşi ormanda makineli tüfeğiyle.

 

Bir damla petrol için

öldürüldü bir Devlet Başkanı,

milyonlarca hektarlık

ipotek, canlı bir

yaylım ateş, ölümcül

bir ışık sabahı, taşa dönüşmüş,

Patagonya’daki devrimci mahkumların

yeni bir kampı,

bir ihanet, karşılıklı ateş

yağ parıltılı ayın altında,

kurnaz bir kabine değişikliği

başkentte, petrolden medcezir gibi

bir fışkırma,

ve toynakların savaşından bu yana, ama sen

göreceksin bulutların üzerinde ışıldadığını,

denizlerin üzerinde, kendi evinde,

Standart Oil’in harflerinin

parıltılarla durduğunu

bütün kolonilerin üzerinde.

 

[“Evrensel Şarkı”nın beşinci bölümü “Aldatılmış Kum”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy