Rubén Azócar

 

Adalara! Böyle bağırdık. Güven günleriydi

Ve bizler korunmuştuk meşhur ağaçlarla:

Hiçbir şey uzak görünmüyordu bize, her şey her an

saçtığımız ışıkla yakalanıyordu.

Geldik kaba deriden ayakkabılarımızla: Yağıyordu yağmur,

yağıyordu adaların üzerine, böyle duruyordu ülke ayakta

yeşil bir el gibi, kırmızı yosunların arasında

akan parmaklarıyla bir eldiven gibi.

Tütünle doldurduk adalar denizini, Hotel Nilsson’da

tüttürdük geç saatlere kadar ve fırlattık

taze istiridyeleri dünyanın bütün köşelerine.

Bir kilise binası vardı şehirde,

o büyük kapısında, o cansız akşam,

papaz cüppelerinden siyah bir resmi geçit

avuntusuz yağmurda

dışarı çıkan uzun bir böcek gibiydi:

Boşalttık Bourgogne şarabını ve doldurduk

kâğıtları hiyeroglif acıların işaretleriyle.

Fakat kaybolmuştum birden: Uzun yıllar uzaklarda,

arzumu arttıran başka gökler altında,

yağmurdaki tekneleri ve

yağmurdan ıslanmış kocaman kirpiklerin

adalarda kök salsınlar diye orada kalan seni hatırladım.

 

[“Evrensel Şarkı”nın yedinci bölümü “Şili’nin Evrensel Şarkısı”ndan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy