Dilenciler

 

Katedrallere yaslanmış, bağlanmış

duvara, sürüklüyorlar

ayaklarını, bohçalarını, siyah bakışlarını,

soluk benizli, gotik çatı canavarları,

onların basit yemek çıkınları,

ve oradan, taşın

sert dindarlığından

caddelerin bitki örtüsüne dönüştü, yasal

vebaların dolanan çiçekleri.

 

Parkın kendi dilencileri var

işkence edilmiş dalları

ve kökleriyle kendi ağaçları gibi:

Bahçenin en dibinde yaşıyor köle,

bir insanın sonu gibi dönüşmüş pisliğe,

kirli simetrisiyle kabullenmiş,

ölümün süpürgesine alesta.

 

Gömüyor onu merhamet

cüzzamlı toprağındaki deliğine:

Benim günlerimin insanı için sözüm ona hizmet ediyor.

Öğrenmeli ayaklarıyla çiğnemeyi

ve hor görmelerin bataklığında soyunu boğmayı,

ki basmalı ayakkabılarıyla, yenilenlerin

üniformasını giyenin alnına,

ya da en azından anlamalı

doğanın ürünleri arasında onu.

Amerikalı dilenciler, 1948 yılının

oğulları, katedrallerin

torunları, saygı göstermiyorum sana,

antik fildişiyle ve kral sakalıyla

süslemek istemiyorum senin tanımlanmış olan figürünü

böyle haklı çıkarıyorlardı seni kitaplarda,

seni bir umutla yok etmek istiyorum:

Benim örgütlenmiş sevdama girmeyeceksin,

cesetlerinle girmeyeceksin göğsümden içeri,

aşağılanmış figürün püskürtüldüğünde

onlarla yaratılmıştın sen,

senin balçığını topraktan ayırmak istiyorum

metaller seni inşa edene

ve sen kendini gösterene dek, bir kılıç gibi ışıltılı.

 

[“Evrensel Şarkı”nın beşinci bölümü “Aldatılmış Kum”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy