Atacama

 

Dayanılmaz ses, serpiştirilmiş

tuz, başkasının yerine geçen

kül, en uçtaki çiy incisinde

hüzünlü bakır dehlizlerde

kör ayın ortaya çıktığı siyah dal.

Hangi madde, içi boş hangi kuğu

batırıyor ölen çıplaklığını kumda

ve pekiştiriyor akıcı, yavaş ışığını?

Yılmaz taşlarının arasında hangi sert ışın eziyor

kendi yakutunu,

kaybolmuş tuzu katılaştırana dek?

Toprak, toprak

üzerinde denizin, üzerinde rüzgârın, üzerinde

mercanlarla süslenmiş dörtnalında amazonun:

Çanın titreyen kökünde

buğdayın uyuduğu dolu silolar:

Ah, okyanusun anası! Kör yeşimden

ve altın çakmaktaşından çiftçi kadın:

Ekmekten temiz teninde, uzağında ormanın,

sadece gizemli çizgiler var,

sadece kumdan alnın var senin,

sadece insanların geceleri ve gündüzleri var,

fakat senin dikeninin susuzluğu yakınında, gömülmüş

unutulmuş bir kağıdın bulunacağı yerde, bildiriyor

bir taş kılıcın ve arzunun derin beşiklerini,

işaretliyor kirecin uyuyan ayaklarını.

 

[“Evrensel Şarkı”nın yedinci bölümü “Şili’nin Evrensel Şarkısı”ndan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy