Yağmur (Rapa Nui)

 

Hayır, bırakma ki tanısın Kraliçe

senin yüzünü yeniden, böyle daha tatlı

işte, ey sevgilim, uzağında putların, ellerimdeki saçının

süsünün ağırlığıyla; hatırlar mısın

Mangareva ağacının senin saçlarına düşen

çiçeklerini? Bu parmaklar benzemiyor

o beyaz taçyapraklarına: Gözlemle bunları, kökler gibiler

kertenkelenin kaçtığı taştan bir sap gibiler.

Korkma, biz bekliyoruz, çıplak, ki düşsün

diye yağmur,

Manu Tara’nın üzerine düşen aynı tarz bir yağmur.

 

Fakat suyun izlerini taşta pekiştirmesi gibi

akıyor üzerimizden ve götürüyor bizi uysalca

karanlığın içine, Ranu Raraku’nun krater ağzından

daha da derine. Bu yüzden

görmüyor seni ne balıkçı ne de çömlek.

 

Göm göğüslerinin ikiz korlarını ağzıma

ve saçının süsü sunsun kısa bir geceyi üzerime

nemli kokusu beni örterek gizleyen bir karanlığı.

 

Geceleri düşlüyorum ki kökleri birlikte örülmüş

ve aynı anda fışkıran iki bitkiyiz sen ve ben,

ve ağzım gibi tanıyorsun toprağı ve yağmuru,

değil mi ki topraktan ve yağmurdan yaratıldık. Ara sıra

düşünüyorum ölümün içinde uyuyacağımızı aşağıda,

uçurumun ayakları yanındaki o derin toprakta, ve gözlemleyeceğiz

inşa etmek ve sevmek için bizi buraya getiren Okyanus’u.

 

Ellerim demirden değil seni tanıdı tanıyalı,

başka bir denizin suyu bir ağın arasından akar gibi akıyor,

fakat şimdi barındırıyor su ve taş tohumla gizleri.

 

Sev beni, ey uyuyan, ey çıplak, kıyılarda

bu adaya benzeyen: Senin sersemleşmiş sevdan, senin

ölçümsüz sevdan, saklanmış düşlerin mağarasında,

bizi kuşatan denizin devinimi gibi.

 

Ve ben bir zaman uyuduğumda

senin sevdanda, çıplak,

bırak elim bulsun huzuru göğüslerinin arasında

titresin diye

yağmurla ıslanmış meme uçlarınla uyumlu olarak.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on dördüncü bölümü “Büyük Okyanus”tan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy