Şöhretli denizlerde yolculuk ettim,
bütün adaların düğün çelenkleri üstünde,
kâğıdın en büyük denizcisiyim ben
ve gittim, gittim, gittim
ta en kıyıdaki köpüğe dek,
ne ki senin yoğun, denizcil sevdan
bağlandı yüreğimin limanına.
Sen engin okyanusun
dağlarla zengin
en güzel başısın,
ve senin gök mavisi Kentaros böğründe
aydınlanıyor oyuncakçıların kırmızı
ve mavi ışıklarıyla kenar mahallelerin.
Bir şişe gemisine yaraşırsın
küçük evlerinle ve “Latorre”
çarşaf üstündeki bir gri ütü gibi,
bu yüzden değildi sana verilmiş
fırtınayla kırbaçlanmış bir kilisenin dalga püskürtüsü
kudretli denizin yaban fırtınasından, yeşil vuruşundan
buzul fırlatıcı rüzgârların,
titreyen toprağının şehitliğinden,
yeraltına özgü dehşetten,
bütün denizin yanışı meşalenden
verdi sana gölgeli kayanın büyüklüğünü.
İlân-ı aşk ediyorum sana, Valparaiso
ve geliyorum tekrar oturmak için yol kavşağında,
sen ve ben yeniden özgür olunca,
sen denizden ve rüzgârdan tacında,
bense nemli, türkü toprağımda.
O zaman göreceğiz nasıl da yükselir
özgürlük, denizle kar’ın arasından.
Valparaiso, yalnız ece,
Issız Güney Okyanusu üzerindeki
yalnızlıktaki yalnız,
her bir sarı kaya topluluğunu
tanıdım senin yücelerinde,
senin dalgalanan nabzını hissettim,
ruhum sanki gecenin geç saatinde dilemiş gibi
sarmaladı limandan ellerin beni,

ve hatırlarım hüküm sürdüğünü
ülkenin üstünde su sıçratan mavi alevli parıltısında.
Senin gibisi bulunmaz kumun üstünde,
Güney’in orkinosu, suyun ecesi.

[“Evrensel Şarkı”nın onuncu bölümü “Sığınmacı (1948)”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy