Sınır (1904)

 

Gördüğüm ilk şey ağaçlardı, yaban

çiçeklerin muhteşem güzellikleriyle süslenmiş yarıklardı,

nemli çayırlardı, alazlanan ormanlardı,

ve dünyanın son noktasındaki benzersiz kışlardı.

Çocukluğum ıpıslak ayakkabılardı, sık ormanda devrilen

çürüyen ağaçlardı, sarmaşıkların ve böceklerin yuttuğu,

başaklarda ışıldayan günlerdi

ve demiryollarının geniş dünyasına giden

babamın altın renkli sakallarıydı.

 

Evimizin yanına derin çatlaklar açmıştı

Güney’in suyu, kederli balçıktan oluşan bataklıklar,

sanki yaz dokuz aylık buğdayın ağırlığı altında

yük arabalarının inleyip zorlandığı

sarı bir bataklıktı.

Güney’in güçlü güneşi:

Yolların alaz kızılı kumları üzerindeki

kütük tarlaları, toz bulutları,

muhteşem ırmak yatakları,

öğle saati balının ışıldadığı

tarlalar ve ağıllar.

 

Toz grisi dünya yavaş yavaş daldı

barakaların içine,

çıraların ve halatların arasına

fındıkların kırmızı özüyle dolu silolarda.

 

Kendimi yazın aşırı sıcağında buldum

tepeleri tırmanan hasat makineleriyle birlikte,

makilerin arasından fırlayan

ve kökü kolay kazılamaz

toprağın çalılık topluluğu üzerinde,

yapışıyor tekerlere çiğnenmiş et gibi.

 

Çocukluğum uçuşuyor iklimlerin arasından: Rayların

arasından, yeni devrilmiş ağaçlardan yapılan bekçi evinde,

davarla ve elma ağaçlarının özlem dolu kokusuyla

kısmen çevrilmiş, şehir dışındaki o evde

yaşadım ben, zayıf bir çocuk,

soluk bedeni insansız ormanlarla ve silolarla örselenmiş.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on beşinci bölümü “Ben”den]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy