Selâm (1949)

 

Karanlıktaki anayurdum, Şilililer, iyi yıllar,

iyi yıllar herkese, biri hariç herkese,

çok azız bizler, iyi yıllar, hemşeriler, biraderler,

erkekler, kadınlar, çocuklar, bugün uçuyor sesim

Şili’ye, sizlere, kör bir kuş gibi çarpıyor

camına ve çağırıyor seni uzaklardan.

 

Anayurt, yaz örtüyor senin uysal, sert bedenini.

Karların kızgın dudaklarla dörtnala okyanusa doğru

terk ettiği dağ dorukları,

yücelerde gökyüzünün kömürü mavi gibi görülür.

Bugün belki, bu zamanda, giymişsin yeşil bir tuniği

seviyorum ormanları, suları ve buğdayı hayat pahasına.

Ve denizler boyunca, sevdim denizin taşıdığı anayurdu,

yuvarladım gökkuşağı renkli evreni

kumlu kıyılardan, istiridyelerden.

 

Belki, belki… Kimim ben, ki değiyorum uzaklardan

senin gemine, senin rayihana? Senden bir parçayım ben:

Gizli bir yıl çemberi ağacın, ansızın bulunmuş ağaçlarında,

uysal orman gibi sessiz bir büyüme,

senin yeraltı ruhunun mırıltılı külü.

Terk ettiğimde seni, takip ediliyordum ve sakallarım

uzamıştı ve fakirlik, giysisiz, kâğıtsız

bütün hayatım gibi o harflere, bir küçük

çuvaldan başka bir şey değildi, iki kitap eklemiştim ben

ve körelmiş akdikeni, yeni koparılmış ağaçtan.

(Kitaplar: bir coğrafya

ve Şili’nin kuşları hakkında Kitap).

 

Her gece okuyorum ırmaklarından betimlenişini senin:

Arıyorlar uykumu, sürgünümü, sınırımı.

Dokunuyorum sana, trenlerine, atıyorum elimi saçlarına,

ikircikliyim senin coğrafyanın

demirli derisini düşünme konusunda, indiriyorum gözlerimi

çatlaklardan ve kraterlerden ay yüzeyine senin,

ve uyurken dolanıyorum sessizliğimde Güney’e doğru,

sarılmışım senin tuzla çökmüş son şimşeğine.

 

Uyandığımda (başkadır hava, ışık, cadde

başkadır, tarla, yıldızlar) beni izleyen

o körelmiş akdikeni eziyorum,

Melipilla’da kesilmiş bir ağaçtan hediye verilmişti bana.

 

Ve akdikenin zırhlarında görüyorum adını,

acımasız Şili, anayurt, ağaç kabuğundan yürek,

senin biçiminde, toprak gibi katı, görüyorum

sevdiklerimin yüzlerini, uzatmışlardı bana ellerini

akdikenler gibi,

çölün, güherçilenin ve bakırın halkı.

 

Dikenli ağacın yüreği

bir çemberdir parlatılmış metal gibi düz

koyu sarı renkli bir leke gibi katılaşmış kan,

sarmalanmış kükürt sarısı ağacın süsenine,

ve sıyırdığımda ben bu yaban ormanın temiz mucizesini,

hatırlıyorum düşmansı, buruşmuş çiçeklerini

onların gücünün şiddetli kokusu savururken seni

o dikenli ve sık sarmaşıklar arasında.

Ve işte böyle izleyeceğim ülkemin hayatını ve koklayacağım,

yaşayacağım onunla, yakacağım onların inatçı alazlarını

içerimde, yok eden ve salıveren.

Başka ülkelerde bakıyorum giysilerim arasından,

Bir lamba gibi görüyorum kendimi caddeler boyunca dolanan,

Onların kapılarından denizden bir ışığı yayarak:

Bana verdiğin alazlı kılıçtı bu, sakladığım,

akdiken gibi temiz, muhteşem, boyun eğmez.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on üçüncü bölümü “Karanlıktaki Anayurduma Yeni Yıl İlahisi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy