Rapa Nui

 

O muhteşem denizin göbeğisin, Tepito-te-henúa,

denizin atölyesi, söndürülmüş taç.

Senin lav püskürtülerinden yükseldi insanın

alnı okyanusun yücesinde,

taşın çatlamış gözleri

ölçtü o siklonsu evreni,

ve hayatın beli senin heykellerinin

tamamlanmış boyutunu diken eldi.

 

Tanrısal kayaların oyuldu

Okyanus’un bütün çizgilerine doğru,

ve insan yüzleri çıktı ortaya,

adaların derinliklerinden yaratılmış,

boş kraterlerden doğmuş,

ayakları sessizliğe dolanmış.

 

Nöbetçilerdi onlar ve kesmişlerdi

bütün nemli imparatorluklardan

gelen suyun dolaşımını,

ve yüz yüze maskelerle geri tuttu

deniz kendi mavi, fırtınalı ağaçlarını.

Bu yüzlerden başka kimse şeneltemezdi

deniz imparatorluğunun dolaşımını. Dilsizdi

bir gezegenin kapısı gibi,

adanın ağzını geren bu tel.

 

İşte böyle, denizin dışbükey ışığında

taçlanıyor taşın masalı

ölü madalyalarıyla ölçümsüzlük,

ve o küçük krallar, dalga köpüğünün

sonsuzluğu için,

bütün bu ıssız monarşiyi kuranlar,

geri dönüyorlar denize o görünmez geceden,

geri dönüyorlar tuzdan lahitlerine.

 

Sadece ay balığı öldü kumda.

 

Sadece zaman kemiriyor moais tanrılarını.

 

Sadece sözcükler biliyor

kumdaki sonsuzluğu:

Mühürlenmiş ışık, ölü labirent,

boğulmuş kadehin anahtarları.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on dördüncü bölümü “Büyük Okyanus”tan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy