Okyanus Halkı

 

Denizin onuru, fok balıklarının çürümüş derilerinden

başka tanrılar olmaksızın, Antarktik kırbaçla

pataklandı yámame’ler, yağa ve dışkıya

bulanmış alacalufe’ler:

Kristalden ve uçurumdan duvarların arasında

denizdeki buz kütlesinin ve gökkuşağının

çağıldayan düşmanlığı arasında sürükledi kanoyu

kurtların huzursuz aşkı

ve ateşin alazları korudu

en uçtaki ölümlü suları.

 

Ey insan, eğer yok ediliş inmeseydi aşağıya

karın ırmaklarına doğru,

gelmezdi katı ay

buzulların soğuk nefesi üzerine,

fakat uzaklardan gelen insandan

karın özüne dek ve Okyanus’un

en kıyıdaki sularına dek

geldi ticaret topraktan çıkarılmış kemiklerle,

her şeyin ötesinde seninle karşılaşana dek,

ki senin kanon bugün, her şeyin ötesinde, ötesinde karın,

ve buzun denetimsiz fırtınası

dolaşıyor yaban tuzun arasında

ve hiddetli yalnızlık arıyor

ekmeğin sığınacağı yeri, – o zaman kendinsin ey okyanus,

denizin bir damlası ve onun öfkeli mavisisin,

ve yıpranmış incecik yüreğin çağırıyor beni

ölen müthiş bir ateş gibi.

 

Köpüklenen şarabının uğultusuyla savaşılmış

buz katılığı bitkini seviyorum,

ve dere çukurlarının yanında

kabuklu hayvanların lambaları üzerinde ışıldıyor

ateş böceklerinin küçük ahalisi

soğukla yıldırılmış suda,

ve solgun ve hayali parıltıdan kendi şatosundaki

o Antarktik şafak.

 

Berrak ellerin sabah kızıllığıyla yanmış

bitkilerdeki o muazzam kökleri de

seviyorum ben,

fakat sana, sen denizin gölgesi,

buz soğuğu tüylerin oğlu, paçavra içindeki

okyanus insanı, karşıt akıntılardan doğmuş

bu dalga geliyor, rüzgâr altındaki

o yaralı aşk gibi yönlendirilen.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on dördüncü bölümü “Büyük Okyanus”tan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy