Minerallere Doğru

 

Sonra tuzdan ve altından

o yüksek taşa

tırmandım, metallerin

gömülmüş cumhuriyetine:

Bir taşın diğerine

kara bir balçıkla yapıştığı

yumuşak duvarlar vardı.

 

Taşla taşın arasındaki bir öpüş

o koruyan yollarda,

topraktan bir öpüş ve toprak

arasında o büyük kırmızı üzümlerin,

ve dizi dizi

takma dişleri toprağın,

saf öz maddeden yapılmış taştan bir çit,

götürüyor ırmak taşlarının

sonsuz öpüşlerini beraberinde

yolun binlerce dudağına.

 

Tarımdan altına yükselelim.

Burada bulacaksınız büyük çakmak taşlarını.

 

Elin ağırlığı bir kuş gibi.

İnsan bir kuş, havadan bir öz,

inattan, kaçıştan, ölüm savaşından,

belki pırıltılı bir göz, ama bir savaş.

 

Ve orada, altının kesişen beşiği

Punitaqui’de, yüz yüze

dehlizin ve kükürdün

suskun işçileriyle, geldi,

Pedro, meşinden barışıyla,

geldi, Ramírez, kapanmış

maden dehlizlerinin dölyatağını

araştıran yanmış elleriyle,

basamaklardaki, altının yeraltı

kireçtaşı vuruşlarında, aşağıdaki kalıplarda

parmak izlerinin alet edevatları

ateşle damgalanmışlar,

selâm olsun sizlere.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on birinci bölümü “Punitaqui’nin Çiçekleri”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy