Meksika (1940)

 

Meksika, bir denizden öbürüne gördüm seni, delik deşik olmuşsun

kendi demir grisi renginden, altında dikenli manastırların

yattığı dağlara tırmanırken, zehirli gürültüleri

büyük şehrin, akın akın gelen şairlerin

sinsi dişleri, ve ölülerin yaprakları

ve merdivenleri üzerinde,

onulmaz sessizliğin ortaya çıkması gibi –

cüzzamlı bir aşkın sonrasında kesilen parçalar gibi -,

duruyor yıkıntıların nemli parıltısı.

 

Fakat amansız sahra ordugâhından, utangaç

terden ve sarı mısırın mızraklarından

yükseliyor ortak kullanım

ve dağıtıyor anayurdun ekmeğini.

 

Başka zamanlar bölündü yolum

kireç dolu sıradağlarla,

Meksikalı derinin ağaç kabuğunu yaran

makineli tüfeklerin delik deşik ettiği fırtınalı rüzgârlardan dillerle,

ve ataerkil koruların altında

baruttan öpücükler gibi toplanmış

süvari sınıflarıyla.

 

Cesurca yok edenler

mülkün sınırlarını ve toprağı dağıtanlar

kanda fethedildiler

unutulan mirasçılar arasında –

Güney’in köklerine bağlı olan

bu ağrıyan parmaklar da

dokudu o mükemmel maskeyi,

çiçeklenen oyuncak ve tekstil endüstrisiyle

donattı ülkeyi.

 

En çok hoşlandığım şey – amansız

taşın şiddetini koruyan yüzlerin

yeraltından çıkarılmış yaşıydı,

ya da büyüyen gül, geçmiş günün

kanlı elleriyle yaratılmış.

 

Böyle dolaştım durdum ülkeden ülkeye,

geçti kendi bedenime bu Amerika toprağı,

ve damarlarımdan yükseldi zamanın

dinlenen unutuşu, ta ki onun lisanı

bir gün ağzımda titreyerek duruncaya dek.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on beşinci bölümü “Ben”den]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy