Hırpalanmış Kuşlar

 

Tocopilla’nın yücelerinde uzanıyor nitratın pampası,

çorak topraklar, tuz madenlerinin utanç lekesi, gölgesiz,

zamansız, tek bir yaprağı, tek bir kınkanatlı böceği,

tek bir çayırlığı bile olmayan çöl.

 

Orada oluşturdu denizin garuma kuşu yuvasını,

çok uzun zaman önce, o ıssız ve sıcak kumda,

yumurtladı orada yayarken kıyıdan

kaçışını, tüyden dalgalarda,

yalnızlığa doğru, o uzak

dörtgenine doğru çölün

hayatın uysal hazinesinde giyinmiş.

 

Denizin güzel ırmağı, aşkın

yaban yalnızlığı, rüzgârın kuş tüyü

kıvır kıvır manolyanın güllesi için,

damarlardaki kaçış, hayatın bütün itkilerini

topladığı birleşik bir ırmaktaki

bildik titreyiş:

 

Böyle şeneltildi bu kıraç tuz,

böyle taçlandırıldı bu çorak toprak tüyle,

ve yumurtadan çıktı kumda kaçış.

 

Geldi insan. Belki doldurdu

sefaletini çölün

yolunu yitirmiş solgun ışığıyla, çölde deniz gibi

titremiş kuş cıvıltılarının dallarıyla,

belki kamaştırdı beyazlığın gıcırdayan

yayılışı onu bir yıldız gibi,

fakat izledi başkaları izini onun.

 

Şafağa doğru bastonlarla geldiler

ve sepetlerle, soydular hazineyi,

hırpaladılar kuşları, mahvettiler

tüylerin gemisini bir yuvadan öbürüne,

tarttılar yumurtaları ellerinde ve ezdiler

içinde yavru bulunanların hepsini.

 

Işığa kaldırdılar onları ve fırlattılar

çölün toprağına, kaçışın ve çığlığın

ve öfkenin dalgası

ortasında, ve kuşlar serptiler

bütün hiddetlerini o işgal edilmiş havada,

ve örttüler güneşi bayraklarıyla:

Fakat yıkım ezdi yuvalarını onların

hızla çevrilen bastonlarıyla ve denizin çöldeki

kenti dümdüz edildi toprakta.

 

Daha sonra, akşamın sisten

ve ayyaşlıktan salamurasında, işitti kent

sepetlerin gidişini satmak için

deniz kuşlarının yumurtalarını, o yaban meyveler

çorak topraktan, yalnızlık olmadan

mevsimler olmadan hiçbir şeyin hayatta kalamadığı

ve saldırıya uğramış, kızgın tuz.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on dördüncü bölümü “Büyük Okyanus”tan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy