Hiçbir Özür Dilenmez

 

Talep ediyorum toprağı, ateşi, ekmeği, şekeri, unu,

denizi, kitapları, herkese bir anayurdu, bu yüzden

dolanıyorum bir mülteci olarak: Hain’in yargıçları

takip ediyor beni ve terbiye edilmiş maymunlar gibi

benim hatıramı boğmaya yelteniyorlar onların yardakçıları.

Onunla gittim ben, onunla oraya, madenin çıkışı

civarında bekleyen o unutulmuş şafağın çölüne,

onunla gittim ve dedim benim yoksul biraderlerime:

“Artık taşımayacaksınız bu tel tel olmuş paçavra elbiseleri,

artık ekmeksiz bir gününüz olmayacak, sizlere

anayurdun çocuklarına davranıldığı gibi davranılacak”.

“Şimdi artık paylaşacağız güzelliği, ve kadınların gözleri

artık ağlamayacak oğullarınız için”.

Fakat onlar paylaşılan sevgi yerine

gecede açlığa ve acıya sürüldüğünde,

kendisine kulak verdikleri tarafından, heybetli bir ağacın

şefkatini ve gücünü sunacağını söyleyen tarafından,

o zaman yanında değildim o küçük satrapın,

fakat adsız olan o adamın yanındaydım, halkımın.

Talep ediyorum ülkemi halkım için, talep ediyorum

anayurdumun yelesinde alazlanan

eşit olarak dağılmış ışığı,

talep ediyorum günün ve pulluğun sevgisini,

silmek istiyorum nefretle dolu olanların

halkın ekmeğini elinden almak için çektikleri çizgiyi,

ve gardiyanlar teslim edebilsin diye

anayurdumun sınırlarını silmiş zincirlerle,

yaralansın diye anayurdumu satana

ne övgü dizebilirim ne de umursamadan geçip gidebilirim,

onun numarasını ve adını

alçaklığın duvarına çivileyeceğim.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on üçüncü bölümü “Karanlıktaki Anayurduma Yeni Yıl İlahisi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy