Herkese, karanlıkta
elimi tutan gecenin suskun
yaratıkları sizlere, sizlere,
sizler ölümsüz ışığın lambaları,
sizler yıldızların örgüsü,
hayatın ekmeği, gizlenmiş biraderler,
herkese, Sizlere
söylerim ben: Burada hiçbir teşekkür olanaklı değil,
kimse dolduramaz
temizliğin çömleğini,
sizlerin suskun değerliliğiniz gibi
yenilmez ilkbaharın sancaklarındaki
bütün güneşi
barındıramaz hiçbir şey.
Düşünüyorum da
yalnızca
ki bütün bu sadeliğe layık olabilecek
şeyi acaba yaptım mı, bir çiçek kadar temizce,
ki ben belki de sizinle biriyim, sizlerden biriyim tıpkı,
bu toprak zerresi, un ve türkü,
bu nereden geldiğini ve nereye bağlı olduğunu bilen
doğal hamur.
Ne uzak bir canım ben
ne de derine gömülmüş bir kristal
ki farkına bile varamazsın, yalnızca
halkım ben, gizlenmiş kapı, kara ekmek,
ve beni ağırlarsan kendini ağırlamışsın demektir,
bu konuk
çokça vuruldu yere
ve çokça
doğdu yeniden.
Her şey, herkes,
tanımadığım herkes, daha önce
bu adı duymamış olanlar, uzun ırmaklarımız
boyunca yaşayanlar,
volkanların eteklerinde, bakırın
kükürt ekşisi gölgesinde, balıkçılar ve köylüler,
mavi renkli yerliler cam gibi kıvılcımlı
göllerin kıyılarında,
yaşlanmış elleriyle pençe yaparken şu anda
beni soran kunduracı,
beni beklediğinizi bilmeyen sizlerden
biriyim ben, övüyorum ve türkülüyorum sizleri.

[“Evrensel Şarkı”nın onuncu bölümü “Sığınmacı (1948)”den]

 Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy