Gonzáles Carbalho’ya (Rio de La Plata)

 

Yutarken gece gölgesini ve insan seslerini,

çizgi çizgi, düşer toprağa,

işitiriz büyüyen sessizlikte, ötesinde yaşayanların,

Gonzáles Carbalho ırmağının çağıltısını,

derinliği ve sonsuz suyu

sanılır ki ağacın ya da zamanın gelişimi gibi kımıltısızdır.

 

Bu büyük ırmak şiirler eşlik ediyor dünyanın sessizliğine

ahenkli ciddiyetle, ve dünyanın gürültüsü ortasında

kulak verecek ona, o (tıpkı yolunu kaybetmiş kaşifler gibi

ormanda ya da yaylalarda yapıyor onu)

dayıyor kulağını

toprağa: Ve henüz ortasında caddenin

adımların gürültüsü arasında işitecek bu şiirin

yükseldiğini:

Toprağın ve suyun derin sesleri.

 

O zaman, şehrin ve sıkışıklığının altında, altında lambaların

kızıl tunikler içinde, mısırın büyüdüğü,

delip geçen bütün enlemi: Şarkı söyleyen bu ırmak.

 

Bütün bu ırmak yatağı üzerinde: Şafağın ürkütülmüş

kuşları, akşam kızıllığının uzayı bölen gırtlağı,

yere düşen erguvan kırmızısı yapraklar.

 

Yalnızlığın içine bakmaya cesaret eden bütün insanlar:

O terk edilmiş ipe vuranlar,

sonsuzca temiz olanların hepsi, ve gemilerden işitmişler

tuzun, yalnızlığın ve gecenin birlikte eridiğini,

gecesel ilkbaharın billurundan ve Gonzáles Carbalho korosunun

güçlü yükseldiğini duyacaklar.

Hatırlıyor musunuz başka birini? Aquitanya’nın prensini:

Kaybetmiş kulesini yerine koydu ilk saatinde gözyaşlarının köşesinde

bin yaşındaki insanın boşaltması gibi kadehleri.

Ve yalnızca bilmeliydi, yüzleri görmeyen,

galip ya da bozguna uğramış:

Dokun ötedeki bütün caddelere, o karanlığa,

ötesinde anın, ve bırak devam edelim birlikte.

 

O zaman görülmüştü o mütevazi hayatın mavi mürekkepten

düzensiz haritası: Irmak, şarkı söyleyen suların ırmağı

umuttan yaratılmış, batmış olan üzünçten,

kaygısız sudan yükselen utkuya doğru.

 

Biraderim yarattı bu ırmağı:

Onun yüce yeraltı şarkısından yükseldi

sessizlikle ıpıslak bu ciddi ton.

Şeyleri çevreleyen bu ırmaktır kardeşim.

 

Nerede olursanız olun, geceleri, gündüzleri, yollarda,

çayırlıkların uykusuz trenlerinde,

ya da nemli gülünün yakınında o soğuk şafağın,

ya da hemen hemen,

ortasında giysiler arasında, sıyırarak

kafa karışıklığını,

atın kendinizi toprağa, ki yakalasın yüzünüz

bu güçlü darbesini gizli, kuşatan suyun.

 

Birader, sen yeryüzünün en büyük ırmağısın:

Dünyanın arkasında ciddi ırmaktan sesin duyulur,

ve nemlendirir göğsündeki ellerimi,

asla kesilmeyecek bir varsıllığa olan inanç,

yükselmiş gözyaşlarının berraklığına olan inanç,

insanın saldırılmış sonsuzluğuna olan inanç.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on ikinci bölümü “Şarkının Irmakları”ndan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy