Eve Varış (1944)

 

Döndüm eve… Şili karşıladı beni

çölün sarı yüzüyle.

Acı çekerek dolandım

yanmış bozkır ayının kumlu kraterinde

ve buldum gezegenin en çorak bölgesini,

asmasız bu basit ışığı, bu kusursuz boşluğu.

Bomboş? Fakat bitkisiz, toynaksız, gübresiz

sere serpe açmıştı toprak çıplaklığını

ve uzakta uzun soğuk çizgisinde

kuşlar doğuyordu ve özenle oluşturuyordu göğüsleri.

 

Fakat daha çok uzaklarda altını kazıyordu insanlar sınırların,

sert metalleri çıkarıyorlardı, dağılmış çoğu

acı tahılın unu gibi,

başkaları ateşin terli yüceleri gibi

ve insanlar ve ay, her şey sarmaladı beni ölü çiyinde

düşlerin boş izini kaybedene dek.

 

Issızlık çekti beni tümüyle, ve cüruf insanı

çıktı mağarasından dışarı, sıyrıldı sessiz ıstırabından

ve anladım yitik halkımın acılarını.

 

Caddelerden ve mahallelerden geçerken ve konuşurken

gördüklerim hakkında, biliyordu halk toprak izini taşıyan

ağrılı ellerimi, korunmasız yoksulluğun

meskenleri, kuru ekmek ve unutulan ayın

yalnızlığı.

 

Ve yan yana çıplak ayaklı kardeşimle

geçersiz kılmak istiyordum kirli mangırların krallığını.

 

Takip edildim, fakat kavgamız devam ediyor.

 

Gerçekler aydan daha yüksekte durur.

 

Büyük bir gemiye bakar gibi bakıyorlar, madenlerin

adamları, durup geceyi gözlemlerken.

Ve karanlıkta paylaşılıyor sesim

yeryüzünün en katı ağaç gövdesi arasında.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on beşinci bölümü “Ben”den]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy