Ev

 

Hâlâ kokan yeni devrilmiş kerestelerden yapılmış

evim benim: Handiyse devrilecek

sınırdaki ev, her adımda gıcırdıyor

ve fırtınanın parçası olan Antarktik havanın

savaşçı rüzgârında inliyordun, donmuş kanatları altında

şarkımın oluştuğu yabancı bir kuş.

Gölgeler gördüm, köklerimin etrafında bitkiler gibi büyüyen

yüzler gördüm, ağaçların gölgesinde

şarkılar söyleyen akrabalarım

ve ıslak atlar arasında ateş yaktım,

gizlenmiş gölgede kadınlar

terk etmiş erkeksi kuleleri,

ışığı kamçılayan dörtnalalar,

öfkenin bastırılmış geceleri, havlayan köpekler.

Toprağın karanlık şafağıyla kayboldu babam

düdük çalan treniyle

Tanrı’ya doğru hangi çaresiz adalar denizinde kim bilir?

Sonraları sevdim kömürün duman kokusunu,

petrolü, dingillerin o buz soğuğu düzenini,

ve o ağır tren yayıldı durdu dünyaya

kışın içinden, kibirli bir tırtıl gibi.

Birden titredi kapılar.

Babamdı bu,

Yolların yüzbaşıları çevirmiş etrafını:

Yağmura bulanmış ceketleriyle demiryolu işçileri,

buhar ve yağmur onlarla gelirdi ve sarıp sarmalardı evi,

yemek odası vınlardı boğuk hikâyelerle,

bardaklar boşalırdı,

ve bana doğru gelirdi kaygı, bu yaratıklardan,

acıların yaşadığı yalıtılmış bir kale gibi,

bu öfkeyle büzülmüş yara izi, parasız adamlardan,

yoksulluğun toprak grisi pençesi.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on beşinci bölümü “Ben”den]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy