Dünyadaki Ölüm

 

Emrederek gitti ölüm ve topladı

evde ve kazdı kendi vergisini:

Öğle zamanında ya da ışığında gecenin

umut etti insanlar bir bıçakla ya da bir cüzdanla

öldürmeyi, ve öldürdü,

ve gömdü canlıları ve dalları,

katletti ve derisini yüzdü ölülerin.

Kendi ağını kurdu, ezilmiş,

emdi kanı; kokusu fark edilen av kanı

yola çıktı şafakla,

ve geri döndüğünde evine kazandığı zaferden

ölümün ve acizliğin parçalarıyla sarılmıştı,

ve ölüm yorgunluğuyla kazdı en sonunda

hüzün törenleri altında kendi izlerini.

 

Yaşayanların evi öldü.

Cüruf, parçalanmış damlar, lazımlıklar,

solucanların yediği sokaklar, mağaralar

paketlenmiş gözyaşlarıyla insanın.

– İşte böyle yaşayacaksın, diye emretti Ferman.

– İliğine kadar çürüyeceksin, dedi Şef.

– Kirlisin sen, diye yargıladı Kilise.

– Çamurun içinde yat, dedi onlar sana.

Ve bazıları uyandırdı külü

hükmetmesi ve karar vermesi için,

insanın çiçeği vururken

bunun için inşa edilmiş duvarlara.

 

Görkemin ve taşın sahibiydi mezarlık.

Sessizlik herkese ve yüksek, sivri

bitkinin biçimlenişine.

 

Nihayet buradasın, nihayet bırakıyorsun bize

o kekre yabanlığın ortasında bir deliği,

nihayet dinleniyorsun yarıp geçemeyeceğin

kaskatı duvarların arasında. Ve her gün

eridi çiçekler kokulardan bir akıntı gibi

ölülerin ırmağıyla birlikte.

Hayatın dokunmadığı çiçekler

düştü bıraktığın o mezarın üzerine.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on birinci bölümü “Punitaqui’nin Çiçekleri”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy