Dans (1929)

 

Java’nın derinliklerinde, gölgelerin

bölgelerinde: Burada duruyor aydınlanmış saray.

Duvarla birlikte büyümüş yeşil sırakemerlerin

arasından yürüyorum ve giriyorum

taht salonuna. Orada oturuyor hükümdar,

hasta beyinli bir domuz, ve kirli bir erkek hindi,

kurdeleli nişanlarla süslenmiş, dekore edilmiş,

duruyor iki Hollandalı adamın arasında,

şüpheci bakışlı küçük hesapların adamları.

Ne kadar da iğrenç bir haşarat topluluğu, ne kadar da

tasarlanmış bir şekilde atıyorlar kürek kürek zehri

insanların üzerine!

Uzak ülkelerden gelen

rezil muhafızlar ve hükümdar orada

kör bir kurbağa gibi sürüklüyor

mantarsı etini ve sahte yıldızlarını

nalbantların küçük düşürülmüş vatanının üzerinden!

Fakat birden

sarayın derinliklerinden geliyor

on dansöz, suyun altında

bir düş gibi kayarak.

Her bir ayak

ulaştı kenardan, kırmızı balık gibi, ve açığa çıkardı

gecesel balı, ve sarı maskeleri

meshedilmiş ağır saçlarında taşıyordu

portakal çiçeklerinden yeni örülmüş bir çelengi.

Satrapın önünde durdular,

ve durdu onlarla birlikte müzik de,

kristal üst kanatların çağıltısı: Bir çiçek gibi büyüyen

gerçek dans, geçici bir heykel yapan

o güzelim eller,

dalgalar ya da kamaşma gibi

topuklara inen tunika,

ve kutsal metalin

her bir güvercinsi hareketinde saklıydı

adalar denizinin usul uğuldayan havası, ilkyazda

ateş almış bir gelin ağacı gibi.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on beşinci bölümü “Ben”den]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy