Daha önce onları da tanımadığım
genç bir çift açtı kapıyı.

Kadın
altın sarısıydı Haziran ayı gibi,
ve derin gözlü bir mühendisti erkek.
Bölüştüm ekmeği ve şarabı

onlarla,

yavaş yavaş
eriştim onların tanınmamış içtenliklerine.
“Ayrılmıştık,
sonsuzcaydı görüş ayrılığımız:
Bugün seni ağırlamak için buradayız,
bugün seni bekledik birlikte”
dediler.
Orada, o küçük evde,
sessizlikten bir kale kurmak için
birleştik.
Uykunun içindeymişim gibi suskundum tüm.
Merkezde, kentin tam da yüreğinde
buldum kendimi, ve neredeyse işitiyordum
Hain’in adımlarını,
benle onları ayıran duvarların ardında
işitiyordum gardiyanların iğrenç seslerini,
gümbürdeyen hırsız kahkahalarını,
anayurdumun hayatına mermilerle birlikte ateşlenmiş
sarhoş hecelerini.
Holger’in ve Poblete’nin geğirtileri
neredeyse tırmalıyordu suskun derimi,
sürtük adımları çiğnedi neredeyse
yüreğimle yüreğimin alevlerini:
Gönderdiler halkımı işkenceye,
kılıcın sağlığını korudum ben.
Ve geceleyin gene, hoşça kal, İrene,
hoşça kal, Andres, hoşça kal, yeni tanışım,
hoşça kal yapıdireklerine, yıldıza,
belki bir hoşça kal da tamamlanmamış yapıya
ki penceremin karşısında dolu gibidir
çizgisel hayaletlerle.
Hoşça-kal her öğle sonrası
gözlerimle hapsettiğim en küçük dağ doruğu,
hoşça kal her yeni geceyi
şimşek parıltısıyla açan yeşil neon lambası.

[“Evrensel Şarkı”nın onuncu bölümü “Sığınmacı (1948)”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy