ÇORAK ÜLKE

“Nam Sibyllam quidem
Cumis ego ipse oculis meis vidi
in ampulla pendere, et
cum illi pueri dicerent:
Sibulla ti thelis;
respondebat illa:
apothanein thelo” (1)

Ezra Pound’a
il miglior fabbro (2)

 

I.

ÖLÜLERİN GÖMÜLÜŞÜ

En zalim aydır Nisan, çıkartır
Leylakları ölü topraktan, karar
Bellekle arzuyu, karıştırır
Kasvetli kökleri bahar yağmuruyla.
Sıcak tuttu bizi kış, örterek
Yeryüzünü unutkan karla, besleyerek
Kurumuş yumrularla bir parça hayatı.
Şaşırttı bizi yaz, Starnbergersee dolaylarında
Bir kırkikindi yağmuruyla; sığındık sırakemerlere,
Ve çıktık gün ışığına, Hofgarten’e doğru,
Ve kahve içtik, ve konuştuk bir saat kadar.
Bin gar keine Russin, stamm’ aus Litauen, echt deutsch. (3)
Ve çocukken, arşidüklerde kalmıştık,
Kuzenim, bir kızakla gezdirmişti beni,
Ve korkmuştum. Dedi ki, Marie,
Marie, sıkı tutun. Ve kaymıştık yamaç aşağı.
Dağlarda, özgür hisseder insan kendini.
Gecenin çoğunu okuyarak geçiririm, Güney’e giderim kışları.

Hangi kökler kavrar, hangi dallar büyür
Bu taş döküntüde? İnsanoğlu, [1*] (4)
Söyleyemezsin, ya da sezemezsin, çünkü bildiğin sadece
Güneşin kavurduğu kırılmış görüntülerin bir yığıntısıdır,
Ve ne ölü ağaç korunak, ne cırcırböceği huzur, [2*] (5)
Ne de kuru taş suyun sesini verir. Sadece
Gölge vardır bu kızıl kayanın altında,
(Gel gir bu kızıl kayanın gölgesi altına)
Ve hem sabah vakti uzun adımlarla arkandan giderken
Hem de akşam saatinde seni karşılamak için dikilen gölgenden
Farklı bir şey göstereceğim sana;
Bir avuç tozdaki dehşeti göstereceğim sana.
Frisch weth der Wind
Der Heimat zu
Mein Irisch Kind,
Wo weilest du? [3*] (6)
“Bana sümbüller vermiştin bir yıl önce ilk kez;
Sümbül kız diye çağırmışlardı beni.”
– Geri geldiğimizde fakat, geç vakit, sümbül bahçesinden,
Kolların dolu, ve saçların ıslak, konuşamıyordum,
Ve gözlerim güçten düşmüştü, ne diriydim
Ne de ölü, ve bir şey bilmiyordum,
Bakarak ışığın yüreğine, sessizliğe.
Oed’ und leer das Meer. [4*] (7)

Madam Sosostris, o ünlü kâhin,
Çok fena soğuk kapmıştı, gene de
Avrupa’nın en bilge kadını olarak bilinirdi.
Meymenetsiz bir deste kartla. İşte, demişti [5*]
Senin kartın, boğulmuş Finikeli Gemici,
(Bunlar O’nun gözleri olan incilerdir. Bak!)
İşte üç asâlı adam, ve işte Çark,
İşte Belladonna, Kayaların Hanımı, durumların hanımı.
Ve işte tek gözlü tüccar, ve boş olan
Bu kart, görmemin yasaklandığı
Sırtında taşıdığı bir şeydir. Bulamam
Asılmış Adam’ı. Suda ölmekten sakın.
Kalabalık bir halk görürüm, yürürler halka halka.
Teşekkürler. Eğer sevgili Bayan Equitone’u görürseniz
Söyleyin zayiçeyi bizzat getireceğim:
Bu günlerde dikkatli olmak gerekli.

Hayali Şehir, [6*] (8)
Bir kış şafağının kahverengi sisi altında,
Bir kalabalık aktı Londra Köprüsü üstünden, sürüyle,
Düşünemedim ölümün sürüyle insanı heder ettiğini. [7*] (9)
İç çekişler, kısa ve seyrek, nefes almalar, [8*] (10)
Ve her adam dikmişti gözlerini ayaklarına.
Yamaçtan yukarı ve aşağı King William Caddesine,
Azize Mary Woolnoth’un saatleri ölçtüğü yerde
Ölü bir sesle nihayet vurduğunda dokuz. [9*]
Orada gördüm bir tanıdığı, ve durdurdum O’nu, bağırdım: “Stetson!
Benimle birlikte gemilerdeydin Mylae’de!
Geçen yıl bahçene diktiğin o ceset,
Filizlendi mi? Bu yıl çiçek açar mı?
Yoksa apansız ayaz altüst mü etti tarhını?
Oy, uzak dursun o Köpek, o insanların dostu, [10*] (11)
Yoksa tırnaklarıyla kazıyıp çıkarır yeniden!
Sen! Hypocrite lecteur! – mon semblable, – mon frère! ” [11*] (12)

 

II.

BİR PARTİ SATRANÇ

Oturduğu sandalye, parlatılmış bir taht gibiydi, [12*] (13)
Alazlanmıştı mermerde, altın bir Cupido’nun (14)
Gözetlediği yüklü asmalarla işlenmiş
Kaideler tutuyordu aynayı
(Kanatları ardında başka biri sakladı gözlerini)
Çiftleyerek yedi kollu koca şamdanın alevlerini
Yansıtarak ışığı masanın üstüne
Mücevherlerinin ışıltısı doğrularak karşıladı O’nu,
Atlas mahfazalardan döküldü bollukla bereketle.
Tıkaçsız fildişinden küçük şişelere ve renkli camlara
Sinmiş O’nun tuhaf suni kokuları,
Merhem, toz, ya da sıvı halinde – tedirgin, şaşkın
Ve kokularda boğmuş duyuyu; pencereden artarak esen
Havayla kımıldadı, semirerek
Bu yükselip uzayan mum alevlerini,
Savurarak dumanlarını altın tavana, [13*] (15)
Heyecanlandırdı oyma tavan süslerini.
Yeşil ve turuncuyla yanmış muazzam deniz ağacı
Doymuş bakırla, oyulmuş bir yunusun yüzüşü misali
Hüzünlü bir ışığı barındıran renkli taşla çevrili.
Kadim şömine üstünde sergilenmişti
Orman manzarası görünen bir pencere resmi. [14*]
Philomel’in dönüşümü, barbar bir kral eliyle [15*]
Öyle zalimce zorlanmış; gene de bülbül gibi [16*]
Doldurmuş bütün çölü bozulmamış bir sesle
Ve hâlâ çağırır, ve hâlâ peşine düşer dünya,
”Cik cik” rezil kulaklara.
Ve zamanın solan diğer kesilmiş gövdeleri
Anlatıldı bu duvarlara; bakakalan biçimler
Sarkmış dışarı, yaslanmış, susturmuş çevrilmiş odayı.
Adımlar süründü merdivende.
Ateşin ışığında, çalılık altında, saçları
Savruldu yakan noktalarda
Alazlanıp kelimelere dönüştü, vahşice dingin olmak adına.

“Asabım bozuk bu gece. Evet, bozuk. Benimle kal.
Konuş benimle. Niçin hiç konuşmazsın. Konuş.
Ne düşünüyorsun? Nedir düşüncen? Ne?
Asla bilmem ne düşündüğünü. Düşün.”

Ölü erkeklerin kemiklerini yitirdiği
Fareler sokağında olduğumuzu düşünürüm [17*]

“Nedir bu ses?
Kapı altında yel. [18*]
Nedir bu ses şimdi? Ne yapar yel?
Hiç, tekrar hiç.
Hiç bilmez misin? Görmez misin hiç? Hatırlamaz mısın
Hiç? ”

Hatırlarım
Onun gözleri olan incilerdi bunlar.
“Diri misin, değil misin yoksa? Kafanda hiçbir şey yok mu? ” [19*]

O O O O Shakespearevari Caz –

Ne de zarif
Ne anlayışlı
“Şimdi ne yapmalıyım? Ne yapmalıyım? ”
“Olduğum gibi ivedilikle çıkmalıyım, ve yürümeliyim caddede
Saçlarım dağınık, böyle. Ne yapmalıyız yarın?
Ne yapıp etmeliyiz her daim? ”
Sıcak su saat onda.
Ve yağmur yağarsa, kapalı bir araba saat dörtte.
Ve bir parti satranç oynayacağız,
Yumarak gözkapaksız gözleri ve bekleyerek kapının vurulmasını. [20*]

Kocası terhis olduğunda, dedim ki Lil’e –
Tartıp biçmeden sözlerimi, bizzat yüzüne söyledim,
ACELE EDELİM LÜTFEN VAKİT TAMAM
Şimdi Albert geri geliyor, kendine çekidüzen ver biraz.
Bilmek ister dişlerini yaptırmak için
Sana verdiği parayla ne yaptığını. Parayı verdi, oradaydım.
Hepsini çektir, Lil, güzel bir diş takımı yaptır, dedi.
Yemin ederim ki, sana bakmaya dayanamıyorum.
Ve ben de dayanamıyorum, dedim, ve bir de zavallı Albert’i düşün,
Askerde dört yıl geçirdi, iyi vakit geçirmek ister şimdi,
Ve eğer O’na bunu sen vermezsen, başkaları verir, dedim.
Ah öyle mi, dedi. İşte aynen böyle, dedim.
O halde kime teşekkür edeceğimi biliyorum, dedi, ve bana dik dik baktı.
ACELE EDELİM LÜTFEN VAKİT TAMAM
Hoşlanmadıysan da bunları yapmalısın, dedim.
Başkaları işine geldiği gibi yapacaktır sen yapamazsan.
Fakat Albert alıp başını giderse, haberim yoktu deme.
Utanmalısın, dedim, bu kadar yaşlı görünmekten.
(Ve yaşı sadece otuzbir) .
Elimden bir şey gelmez, dedi, asarak suratını,
Çocuk düşürmek için aldığım haplar yüzünden, dedi,
(Beş tane çocuğu vardı şimdiden, ve neredeyse ölüyordu küçük George’da.)
Eczacı her şey yoluna girer dedi, fakat eski halime dönemedim hiç.
Büsbütün aptalsın sen, dedim.
Eh, Albert seni rahat bırakmak istemezse, yapacak bir şey yok, dedim,
Çocuk istemiyordun madem neden evlendin ki?
ACELE EDELİM LÜTFEN VAKİT TAMAM
Sonra, Albert eve geldi o Pazar, sıcak bir domuz jambonu yediler,
Ve benden yemeğe kalmamı istediler, tadını çıkarmak için sıcak sıcak –
ACELE EDELİM LÜTFEN VAKİT TAMAM
ACELE EDELİM LÜTFEN VAKİT TAMAM
İy’geceler Bill. İy’geceler Lou. İy’geceler May. İy’geceler.
Ta ta. İy’geceler. İy’geceler.
İyi geceler, hanımlar, iyi geceler, sevimli hanımlar, iyi geceler, iyi geceler. (16)

 

III.

ATEŞ VAAZI

Irmağın çadırı yıkılmış; yaprağın son parmakları
Kavrar ve gömülür ıslak kıyının içine. Rüzgâr
Aşıp geçer kahverengi toprağı, duyulmadan. Su perileri gitmişler.
Şirin Thames, usulca ak, şarkımı bitirene dek. [21*]
Taşımaz ırmak boş şişeleri, sandviç kağıtlarını,
İpek mendilleri, mukavva kutuları, sigara diplerini
Ya da yaz gecelerinin diğer kanıtlarını. Su perileri gitmişler.
Ve onların arkadaşları, Şehir müdürlerinin avare mirasçıları;
Gitmişler, adres bırakmamışlar.
Leman Gölü suları boyunca oturdum ve ağladım…
Şirin Thames, usulca ak şarkımı bitirene dek,
Şirin Thames, usulca ak, çünkü sesli ya da uzun konuşmayacağım.
Fakat ardımda soğuk bir solukla duyarım
Kemiklerin tıkırtısını, ve bir kikirdeme yayılır iki kulağıma.
Bir fare usulca emekledi bitkiler arasından
Sürükleyerek sümüksü göbeğini kıyıda
O kasvetli kanalda balık avlarken ben
Bir kış akşamı gazhanenin hemen arkasında
Düşünerek kral biraderimin deniz kazasını
Ve kral babamın ondan önceki ölümünü. [22*]
Ak bedenler çıplak, basık nemli zeminde
Ve kemikler savrulur küçük basık kuru tavan arasında,
Sadece fare ayağıyla tıkırdamış, yıllar yılı.
Fakat kornaların ve Sweeney’i Bayan Porter’a
İlkbaharda getirecek motorların sesidir [23*]
Ardımda zaman zaman duyduğum. [24*] (17)
Ah ay parlak parlak ışır Bayan Porter ile [25*]
O’nun kızı üstünde
Yıkarlar ayaklarını sodalı suyla
Et O ces voix d’enfants, chantant dans la coupole! [26*] (18)

Tvit tvit tvit
Cik cik cik cik cik cik cik
Öyle kabaca zorlanmış.
Tereu (19)
Hayali Şehir
Bir kış öğlesinin kahverengi sisi altında
Bay Eugenides, İzmir eşrafı
Tıraş olmamış, kuşüzümü dolu bir ceple [27*]
C.i.f. Londra: belgeler görünmekte,
Davet etti Yunan aksanlı Fransızcayla
Cannon Street Hotel’de öğle yemeğine
Sonra da Metropole’de bir hafta sonu geçirmeye.

O menekşe rengi saatte, gözler ve sırt
Doğrulurken masadan yukarı, insan motoru
Hırıltıyla bekleyen bir taksi gibiyken,
Ben Tiresias, kör olsam da, çırpınırım iki hayat arasında, [28*] (20)
Buruşuk kadın memeli yaşlı adam, görebilir
O menekşe rengi saati, akşam saati gayret ederken
Eve doğru, ve getirirken gemiciyi denizden eve, [29*]
Daktilograf evde çay vaktinde, toplar kahvaltı masasını, yakar
Sobasını, ve serer teneke kutulardaki yiyeceği.
Pencerenin dışında çok tehlikelice asılmış
Güneşin son ışınları vuran kuruyan kombinezonları,
(Geceleri yatağı olan) sedirde kümelenmiş
Çoraplar, pijamalar, külotlar, ve korseler.

Ben Tiresias, buruşuk memeli yaşlı adam
Algılayarak hadiseyi, ve arta kalanı kehanet ederek –
Ben de bekledim beklenen konuğu.
Küçük bir emlâk bürosunda memur, gözü pek bakışlı
Aşağı kesimden biri, kendine olan güveni
Bir Bradford milyonerinin şapkası gibi oturan
Şirpençe yaralarla dolu o genç adam, ulaşır.
Tahmin ettiği gibi, şimdi elverişlidir zaman,
Yemek yenilmiş, kadın sıkılmış ve yorgundur,
İstenmemiş olsa da, henüz azarlanmamış okşayışlara
Dahil etmeye çalışır kadını.
Heyecanlanmış ve kararlı, saldırır aniden;
Araştıran eller hiçbir dirençle karşılaşmaz;
Kendini beğenmişliğinin karşılığı gerekmez,
Ve kayıtsızlıkla hoş karşılar.
(Ve ben, Tiresias, ıstırabını çektim önceden
Aynı sedirde ya da yatakta meşrulaştırılmış olan her şeyin,
Thebai surlarının aşağısında oturmuş
Ve en adi ölülerin arasında yürümüş olan ben) .
Himaye eden son bir öpücüğü ihsan eder,
Ve el yordamıyla ilerler yolunda, bulur karanlık merdiveni…

Döner kadın ve bakar bir an cama,
Güçbela farkındadır gitmiş aşığının;
Yarı biçimlenmiş bir düşüncenin geçişine izin verir beyni:
“Oh bu da bitti şimdi: ve mutluyum bitmiş olmasına.”
Güzel kadın budalalığa tenezzül ettiğinde ve [30*] (21)
Yalnız adımladığında odasını yeniden,
Düzler saçını eliyle gayrı ihtiyari,
Ve bir plak koyar gramafona.

“Denizlerde sokuldu yanıma bu ezgi.” [31*]
Ve Strand boyunca, Queen Victoria Caddesi’ne dek,
Şehir, ey Şehir, ara sıra duyarım
Lower Thames Caddesi’ndeki bir meyhane yanında
Bir mandolinin latif iniltisini
Ve balıkçıların öğle saatinde aylaklık yaparkenki
Patırtısını ve gevezeliğini: Magnus Martyr’in [32*]
Duvarlarının İyonya beyazı ve altınının
İzah edilemez ihtişamını barındırdığı yerde.

Irmak buğulanır [33*]
Yağla ve katranla
Sürüklenir mavnalar
Meddücezirle
Al yelkenler
Dolar
Boca yönünde, dönüverir ağır serende.
Mavnalar yıkar
Sürüklenen paraketeleri
Greenwich’in aşağı kısmına varırlar
Geçerek Dogs adasını.
Weialala leia
Wallala leialala

Elizabeth ve Leicester [34*]
Çarpan kürekler,
Teknenin kıçı biçimlenmiş
Yaldızlı bir kabuk
Kırmızı ve altın
Heyecanlı dalgalanma
Dalgalandırdı iki kıyıyı da
Güneybatı rüzgârı
Taşındı akıntıda
Kampanaların gümbürtüsü
Beyaz kuleler
Weialala leia
Wallala leialala

”Tramvaylar, tozlu ağaçlar
Highbury’de doğdum. Richmond ve Kew [35*] (22)
Bozdu beni. Richmond’da kaldırdım dizlerimi
Miskince dar bir kanonun zemininde.”

“Ayaklarım Moorgate’de ve kalbim
Ayaklarımın altında. Olaydan sonra
Ağlamıştı adam. “Yeni bir başlangıç” sözü vermişti.
Yorum yapmamıştım. Neye içerlemeliydim ki? ”

“Margate Kumları’nda.
Hiçi hiçle
Birleştirebilirim.”
Kirli ellerin kırık tırnakları.
Benim milletim mütevazi millettir, beklentisi
Yoktur.”

la la

Sonra geldim Kartaca’ya [36*]
Yanarak yanarak yanarak yanarak [37*]
Ey Efendim Siz çıkarın beni dışarı [38*]
Ey Efendim Siz çıkarın

yanarak

 

IV.

SUDA ÖLÜM

Fenikeli Phlebas, iki haftalık ölü,
Unutmuş martı çığlıklarını, ve derin denizin kabarışını
Ve kâr ile zararı.

Bir deniz altı akıntısı
Topladı kemiklerini fısıltılarla. Doğrulurken ve düşerken
Geçti kocamışlığının ve gençliğinin evrelerini
Kapılırken anafora.

Yahudi ya da değil
Ey sen dümeni çeviren ve rüzgâra bakan,
Bir zaman senin gibi yakışıklı ve uzun boylu Phlebas’ı düşün.

 

 

V.

GÖK GÜRLEYİŞİNİN DEDİKLERİ

Terli yüzlerde meşale kızıllığından sonra
Bahçelerdeki ayazlı sessizlikten sonra
Taşlık yerlerdeki ıstıraptan sonra
Bağırış ve ağlayış
Zindan ve saray ve ilkbahar gök gürleyişinin
Yankılanışı uzak dağlarda
O yaşamış adam ölüdür şimdi
Yaşayanlar da biraz sabırla
Ölmektedir şimdi

Burada su yok fakat kaya var sadece
Kaya var ve su yok ve yol kumludur
Döne döne tırmanır yol dağların arasında
Kayalıktır susuzdur dağlar
Su olsaydı dururduk ve içerdik
Kaya arasında ne durabilir kimse ne de düşünebilir
Ter kurudur ve ayaklar kumda
Su olsaydı bari kaya arasında
Çürümüş dişli ölü dağ ağzı tüküremez
Burada ne ayakta durulur ne yatılır ne de oturulur
Sessizlik bile yok dağlarda
Fakat kuru verimsiz yağmursuz gök gürleyişi var
İnziva bile yok dağlarda
Fakat öfkeyle büzüşen ve somurtan kırmızı yüzler var
Çatlak duvarlı balçık evlerin kapılarından

Su olsaydı
Ve kaya olmasaydı
Kaya olsaydı
Ve su da olsaydı
Ve su
Bir pınar
Bir gölet kayalar arasında
Suyun sesi olsaydı bari
Ağustosböceğinin
Ve kuru çayırın şarkısı değil
Fakat münzevi ardıç kuşunun çamda şakıdığı
Bir kayanın üstünde suyun sesi olsaydı bari
Şıp şıp şip şıp şip şıp şıp [39*]
Fakat su yok

Kimdir yanında yürüyen üçüncü kişi?
Saydığımda, yalnızca sen ve ben varız [40*]
Fakat baktığımda ilerdeki o beyaz yola
Hep biri yürür senin yanında
Kahverengi mantosuna sarınmış süzülür, kukuletalı
Kadın mıdır erkek midir bilmem
– Ama kimdir öbür yanında yürüyen?

Nedir havadaki bu yüksek ses
Anne yasının mırıltısı [41*] (23)
Sadece yassı ufukla çevrilmiş çatlak toprakta
Sendeleyerek, bitimsiz ovalar üstünde akın eden
Bu kukuletalı sürüler kimdir,
Nedir dağlar üstündeki şehir
Çatlatır ve ıslah eder ve patlatır erguvan havada
Düşen kuleleri
Kudüs Atina İskenderiye
Viyana Londra
Hayali

Bir kadın kavradı uzun siyah gergin saçlarını
Ve keman fısıltılı müziği kondurdu bu tellere
Ve yarasalar bebek yüzleriyle erguvan ışıkta
Islık çaldı, ve çırptı kanatlarını
Ve lekelenmiş bir duvarda sarktı baş aşağı
Ve ters dönmüştü kuleler
Hatırlatarak ağır ağır çalıp saatleri bildiren çanlar
Ve boş sarnıçlardan ve yorgun kuyulardan şakıyan sesler.

Dağlar arasında bu çürümüş delikte
Bu solgun ay ışığında, şarkı söylüyor çimen
Yıkılmış mezarların üstünde, şapel yakınlarında
Oradadır ıssız şapel, rüzgârın evidir yalnızca.
Pencereleri yoktur, ve kapı salınıp durur,
Kuru kemikler kimseye zarar veremez.
Yalnızca bir horoz durur damın tahtasında
Ku ku riku ku ku riku
Bir yıldırım parıltısında: Sonra nemli bir yel esişi
Getirir yağmuru.

Ganga batmıştı, ve bükülgen yapraklar
Beklemişti yağmuru, kara bulutlar
Toplanırken çok uzaklarda, Himavant üstünde.
Cengel çömelmişti, sessizlikte kamburlaşmıştı.
Sonra konuştu gök gürüldeyişi
DA
Datta: ne vermişiz? [42*]
Dostum, kan sarsıyor kalbimi
Sakıngan bir çağın asla geri alamayacağı
Müthiş cüreti bir andan feragat edişin,
Ve yalnızca bununla var olduk
Ölüm ilanlarımızda bulunmaz bunlar
Ne de cömert örümceğin sarmaladığı hatıralarda [43*]
Ne de o sıska avukat tarafından
Mühürleri kırılmış odalarımızda
DA
Dayadhvam: Duydum anahtarı [42*] [44*] (24)
Kapıda döndüğünü ve sadece bir kez döndüğünü
Düşünürüz anahtarı, herkes zindanında
Düşünür anahtarı, herkes doğrular bir zindanı
Yalnızca akşam karanlığı, göksel söylentiler
Diriltir bir an için umutsuz bir Coriolanus’u. (25)
DA
Damyata: Yanıtladı tekne [42*]
Neşeyle, yelken ve kürekte uzman ele
Durgundu deniz, kalbin yanıtlayacaktı
Neşeyle, davet edildiğinde, çarparken itaatle
Denetlerken elleri

Kıyıda oturmuş
Balık avlıyordum, çorak bir düzlük ardımda [45*]
En azından topraklarımı düzene mi koysam?
Londra Köprüsü yıkılıyor yıkılıyor yıkılıyor

Poi s’ascose nel foco che gli affina [46*] (26)
Quando fiam uti chelidon – Ey kırlangıç kırlangıç [47*] (27)
Le Prince d’Aquitaine à la tour abolie [48*] (28)
Bu kırık parçalarla yıkıntılarımı destekledim
Değil mi ki size yakışırım. Hieronymo delirdi gene. [49*]
Datta. Dayadhvam. Damyata. [42*]

Şantih şantih şantih [50*]

 

T.S. Eliot (1888-1965)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

 


Çevirenin notları:

(1) >>Ve Sibylla’yı kendi gözlerimle gördüm Cumi’de, bir cam kavanozda duruyordu, ve çocuklar “Sibylla, ne istiyorsun? ” diye sorduğunda “Ölmek istiyorum” diye yanıtlamıştı. (Petronius, Satyricon, XXVI) <<.
Kadın kahin Sibylla’ya sonsuz bir hayat bahşedilmesine rağmen, sonsuz bir gençlik bahşedilmemişti. Asırlarca yaşayan Sibylla’nın bedeni giderek küçülerek, sonunda bir çekirge boyutuna gelir. Yaşamayı sürdürecek Sibylla’nın bedeni küçülmeye devam edecektir.
(2) il miglior fabbro: daha iyi usta. Ezra Pound’a yapılan ithaf, Dante’nin İlahi Komedyası’nda Araf bölümünde (XXVI, 17) Dante’nin şair Arnauld Daniel ile karşılaşması esnasında söylediği sözlere gönderme yapmaktadır: “Fu figlior fabbro del parlar materno” (“Anadilinin en iyi ustasıydın”) . Ezra Pound, Arnauld Daniel’den bazı şiirler çevirerek “Make it new” adlı kitapta yayınlamıştır. Ayrıca “Çorak Ülke” adlı şiirin Ezra Pound tarafından editlendiğini de belirtmek yerinde olacaktır.
(3) Katiyen Rus değilim, Litvanya kökenliyim, safkan Alman’ım.
(4) “Ve bana dedi: İnsanoğlu, ayaklarının üzerine dikil de seninle konuşayım” (Hezekiel, 2:1)
(5) “…, ve yolda dehşetler olacak; ve badem ağacı çiçeklenecek, ve çekirge ağır gelecek kendisine, ve arzu zayıflayacak; çünkü insan kendi sonsuzluk evine gidecek, ve yas tutanlar sokaklarda dolaşacaklar.” (Vaiz, 12: 5) .
(6) “Sert esiyor yel / Memlekete doğru / İrlandalı yavrum / Nerede kaldın? ” (Wagner, Tristan ve İsolde)
(7) “Issız ve bomboş deniz.” (Wagner, Tristan ve İsolde) .
(8) “Yürüyenlere güpegündüz hayaletlerin sokulduğu / Kalabalık şehir, düşlerle dolu şehir.” Baudelaire
(9) “Ve böyle ivecen bir güruh gördüm ardında, / Ki ne düşünmüştüm daha önce ne de duymuştum, / Ölümün oklarıyla bunca kişinin öldüğünü.” Dante, İlahi Komedya, Cehennem, iii. 55–7.
(10) “Dinleyen bir şey olarak gelen sesi işittim, / Ağlayış değildi, fakat iç çekmeler cevapladı yalnızca / O sonsuz hava kudretle titreyerek kıpırdadı.” Dante, İlahi Komedya, Cehennem, iv. 25–27.
(11) Webster’ın “White Devil”deki “Ağıt”ı: “But keep the wolfe far hence, that’s foe to men, / For with his nails he’ll dig them up again.” (“Fakat uzak tut kurdu buradan, ki düşmanıdır insanın, / Çünkü tırnaklarıyla yeniden kazıyıp çıkarır onları”) .
(12) “İki yüzlü okur! – benzerim, – kardeşim benim! ” (Baudelaire, Kötülük Çiçekleri’nden)
13) Shakespeare’in “Antony ve Kleopatra” adlı yapıtından: “The barge she sat in, like a burnish’d throne, Burn’d on the water” (II. ii. 190) : “İçinde oturduğu mavna, parlatılmış bir taht gibi, yanıyordu suda.”
(14) Cupido: Roma Mitolojisi’nde Aşk Tanrısı. Eros ve Amor adlarıyla da anılır.
(15) Lacquearia. Aeneiden, I, 726: “dependent lychni laquearibus aureis incensi, et noctem flammis funalia vincunt.” (“Yakılmış lambalar asılıyordu altın tavanlardan, ve meşalelerin alazları mağlup ediyordu geceyi”) .
(16) Bakınız: Shakespeare’in “Hamlet”i, IV, 5. Ophelia’nın sahneden ilk çıkışı sırasındaki ayrılık selâmı.
(17) Marvell, To His Coy Mistress (O’nun Cilveli Metresi İçin) : “But at my back I always hear / Time’s winged chariot hurrying near” (“Fakat ardımda her zaman duyduğum / Zamanın kanatlı savaş arabalarının hızla yaklaşmasıdır”) .
(18) “Ve ey çocuk sesleri, kubbelerde çınlayan!” Verlaine
(19) Tereu, bülbül sesine öykünülürken kullanılır. Philomel’i kirleten kral Tereus’la, bülbül sesini taklit ederken çıkarılan sesin benzeşmesi dikkate değer.
(20) >>[Zeus] şakalaşıyordu uzanıp dinlenmekte olan Juno’yla, / Dedi ki “Siz kadınlar, aşkta daha çok arzu duymalısınız erkeklerin hissettiğine oranla.” / Juno inkar etti; ve her ikisi de Tiresias’ı çağırdı, / (Sanki çifte bir arzuyu biliyordu da) yargıç olacaktı bu konuda. / Bir keresinde muazzam iki yılanın çiftleştiğini görmüştü bir ormanda Tiresias, / Ölümcül bir darbe vurarak bir değnekle ayırmıştı onları. / Anında erkek iken dişi olmuştu yılanın biri; / Dişi bir yılan olarak yaşadı yedi yıl boyunca (garip ama böyle!) / Sekizinci yılında da Tiresias aynı şeyi görmüştü / “Sana değnekle bir daha vursam / Bu vuruşun etkisi, karşıtına dönmen olur belki, / O halde tekrar vuruyorum” dedi Tiresias / Ve daha önceki gibi vurduğunda yılana, daha önceki biçimine ve cinsiyetine kavuştu yılan. / Bu gülünç çekişmeyi karara bağlayacak yargıçtı Tiresias. / Ah! Zeus’un tarafını tutmuştu, / Juno haddinden fazlasıyla öfkelenmişti. / Acıma bilmeden / Apansız indirdi sonsuz geceyi düş gören gözüne Tiresias’ın. / (Bir tanrının yaptığı işi yapılmamış gösteremez asla hiçbir tanrı) . / Bütün gücün babası yitirilmiş gözün avuntusu olarak / Kehanet gücü verdi O’na, / Bu bahtsızlığı biraz dindirsin diye.” (Ovid, Dönüşümler’den).
(21) Goldsmith, the song in The Vicar of Wakefield. (“Wakefield Vekili”ndeki şarkı) : “When lovely women stoops to folly / And finds too late that men betray, / What charm can soothe her melancholy? / What art can wash her tears away? // The only art her guilt to cover, / To hide her shame from ev’ry eye, / To give repentance to her lover, / And wring his bosom is – to die.” (“Güzel kadın budalalığa tenezzül ettiğinde / Ve çok geç fark ettiğinde erkeklerin aldattığını, / Hangi cazibe teselli eder ki O’nun melankolisini? / Hangi sanat eseri yıkayıp yunar gözyaşlarını? // Tek çare suçunu örtecek bir şeydir, / Ayıbını bütün gözlerden saklayacak, / Aşığına tövbe ettirecek bir şey / Ve yüreğini buracak bir şey – ölmek.”)
(22) Dante, İlahi Komedya, Araf, V. 133: ”Ricorditi di me, che son la Pia; Siena mi fe’, disfecemi Maremma.” (“Al beni, la Pia, yeniden aklına; / Siena hayat verdi bana, öldürdü beni Maremma”) . Ayrıca Dante’nin ”Gölgeler Diyarı”ndan geçerken yolgöstericisi Vergil’in mezar taşında da şunlar yazmaktadır: ”Mantua me genuit, Calabri rapuere…” (”Mantua doğurdu beni, Calabri yırtıp attı beni”) .
(23) Herman Hesse, Blick ins Chaos (Kaos’a Bakış) : “Şimdiden Avrupa’nın yarısı, en azından Doğu Avrupa’nın yarısı kaosa sürüklenmektedir. Kutsal çılgınlıkla sarhoş bir şekilde uçuruma doğru gitmektedir. Dimitri Karamazof’un şarkısını sarhoş ve esrime içinde söylemektedir. Bu şarkılara yurttaşlar acı acı gülmektedir, Azizler ve izleyiciler gözyaşları içinde dinlemekteler.”
(24) “Şimdi duydum, o korkunç kuleye mıhlarla sabitlenmiş / Kapının menteşesini.” Dante, İlahi Komedya, Cehennem, XXXIII, 46.
(25) Shakespeare’in bir piyesi: “The Tragedy of Coriolanus”, “Coriolanus’un Trajedisi.”
(26) >>”Ey, seni dağın yamacına çıkaran / Ne alazlanan ne de ayazlanan o güç adına / Rica ediyorum senden ki dindir acılarımı.” Sonra baktım alevde yitip gidişine.<< (Dante, İlahi Komedya, Araf, XXVI, 148) .
(27) “Kırlangıç gibi bir işe yaradığımda…” (Pervigilium Veneris’ten) .
(28) “Yıkık kulede Aquitane Prensi.” Gerard de Nerval

 

 

T.S. ELİOT’UN “ÇORAK ÜLKE” İÇİN EKLEDİĞİ NOTLAR:

Sadece başlık değil, fakat planı ve şiire eşlik eden sembolizmin önemli bir bölümü Bayan Jessie L.Weston’un “Son Yemek” üzerine olan kitabından esinlenmiştir: Ayinden Romantizm’e (From Ritual to Romance, Macmillan). Gerçekte, o denli borçluyum ki, Bayan Weston’un kitabı şiirdeki zorlukları açıklama konusunda benim notlarımdan daha yararlı olacaktır; ve (kitabın kendisinde bulunan o büyük ilgi bir yana) kitabı şiirin açıklanmasının bu zahmete değeceğini düşünen herkese tavsiye ederim.Bizim kuşağımızı derinden etkilemiş olan, başka bir antropoloji kitabına da genel olarak borçluyum; The Golden Bough (Altın Dal) dan bahsediyorum; özellikle iki ciltten yararlandım Adonis, Attis, Osiris. Bu kitaplardan haberdar olan herkes şiirdeki bitki törenlerini ele alan belli referansları hemen tanıyacaktır.

I. ÖLÜLERİN GÖMÜLÜŞÜ
[1*] Hezekiel 2:7 ile karşılaştırınız.
[2*] Vaiz 12:5 ile karşılaştırınız.
[3*] Tristan ve Isolde, i, 5–8. dizeler.
[4*] Tristan ve Isolde, iii, 24.dize.
[5*] Kendi rahatıma uyması amacıyla apaçık bazı sapmalar yaptığım, Tarot kartlarının yapısına tam anlamıyla hâkim değilim. Asılmış Adam, geleneksel Tarot kartlarından olmakla birlikte, benim amacıma iki şekilde uymaktadır: zihnimde Frazer’in Asılmış Tanrı’sıyla çağrışım yapmaktadır, ve Emmaus’un müridlerini ele alan Beşinci Bölüm’deki pasajda kukuletalı figürle çağrışım yapmaktadır bende. Finikeli Denizci ve Tüccar daha sonra ortaya çıkar; “kalabalık halk” da, ve “Suda Ölüm” Dördüncü Bölüm’de yerli yerine oturtulur. (Tarot kartlarından) Üç Asâlı Adam’ı ise gelişigüzel olarak Balıkçı Kral’la ilişkilendirmekteyim.
[6*] Baudelaire ile karşılaştırınız: “Fourmillante cité, cité pleine de rêves, /Où le spectre en plein jour raccroche le passant.”
[7*] Karşılaştırınız: Inferno, iii. 55–7: si lunga tratta / di gente, ch’io non avrei mai creduto / che morte tanta n’avesse disfatta.”
[8*] Karşılaştırınız: Inferno, iv. 25–27: Quivi, secondo che per ascoltare, / non avea pianto, ma’ che di sospiri, / che l’aura eterna facevan tremare.”
[9*] Sıklıkla fark ettiğim bir olgu.
[10*] Karşılaştırınız: the Dirge (Ağıt) Webster’s ‘daki White Devil (Beyaz İblis) .
[11*] Baudelaire, Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) Önsözü’nden

II.BİR PARTİ SATRANÇ

[12*] Karşılaştırınız: Antony ve Kleopatra, II. ii. 190.
[13*] Laquearia. Aeneid, I. 726: “dependent lychni laquearibus aureis incensi, et noctem flammis funalia vincunt.”
[14*] Sylvan sahnesi. Milton, Paradise Lost (Yitik Cennet) , iv. 140.
[15*] Ovid, Metamorphoses (Dönüşümler) , VI, Philomela.
[16*] Karşılaştırınız: Bölüm III, l. 204. [Metamorphoses (Dönüşümler) ]
[17*] Karşılaştırınız: Bölüm III, l. 195. [Metamorphoses (Dönüşümler) ]
[18*] Karşılaştırınız. Webster: ‘Is the wind in that door still? ‘ (“Rüzgâr hâlâ o kapıda mı?)
[19*] Karşılaştırınız: Bölüm I, l. 37, 48. [Metamorphoses (Dönüşümler) ]
[20*]. Karşılaştırınız: Middleton’un “Kadınlar Kadınlardan Sakınır”ındaki satranç partisi.

III. ATEŞ VAAZI

[21*] Spenser, Prothalamion.
[22*] Karşılaştırınız: The Tempest (Fırtına) , I, ii.
[23*] Karşılaştırınız: Day, Parliament of Bees (Arıların Meclisi) : “Fakat ansızın, kulak vererek, işiteceksin / Boruların ve avın bir gürültüsünü, ki getirecek / Actaeon’u Diana’ya ilkbaharda, / Ve görecek herkes O’nun çıplak tenini…”
[24*] Karşılaştırınız:Marvell, To His Coy Mistress (O’nun Cilveli Metresi İçin)
[25*] Bu dizelerin alındığı baladın nerenin baladı olduğunu bilmiyorum: bana söylendiği Sidney, Avustralya’dan olduğudur
[26*] Verlaine, Parsifal.
[27*] Kuşüzümlerinin fiyatı “Londra’ya taşıma ve sigorta bedava” olarak belirtilmişti; ve yükleme faturası, vesaire, ödeme yapılırken makbuzla birlikte alıcıya teslim edilecekti.
[28*] Tiresias, sadece bir izleyici olsa bile, ve gerçekte bir “karakter” olmasa da, gene de bu şiirde kendisinde geri kalanları birleştiren en önemli şahsiyettir. Tek gözlü tüccar gibi, kuşüzümü satıcısı gibi, Finikeli Denizci’yle kaynaşmaktadır, ve adı en son anılan tümüyle Naples Prensi Ferdinand’dan büsbütün uzak değildir, böylelikle bütün kadınlar tek bir kadındır, ve bu iki cinsiyet Tiresias’da buluşur. Tiresias’ın gördüğü, gerçekte, şiirin özüdür. Ovid’den alıntılanan bütün pasaj antropolojik ilgi açısından önemlidir.
“…Cum Iunone iocos et ‘maior vestra profecto est / Quam, quae contingit maribus’, dixisse, ‘voluptas.’ / Illa negat; placuit quae sit sententia docti / Quaerere Tiresiae: venus huic erat utraque nota. / Nam duo magnorum viridi coeuntia silva / Corpora serpentum baculi violaverat ictu / Deque viro factus, mirabile, femina septem / Egerat autumnos; octavo rursus eosdem / Vidit et ‘est vestrae si tanta potentia plagae’, / Dixit ‘ut auctoris sortem in contraria mutet, / Nunc quoque vos feriam! ‘ percussis anguibus isdem / Forma prior rediit genetivaque venit imago. / Arbiter hic igitur sumptus de lite iocosa / Dicta Iovis firmat; gravius Saturnia iusto / Nec pro materia fertur doluisse suique / Iudicis aeterna damnavit lumina nocte, / At pater omnipotens (neque enim licet inrita cuiquam / Facta dei fecisse deo) pro lumine adempto / Scire futura dedit poenamque levavit honore”
[29*] Sappho’nun dizelerinden daha hatasız görünmeyebilir bunlar, fakat aklımda gece çökmüşken geri dönen balıkçılar vardı.
[30*] Goldsmith, the song in The Vicar of Wakefield. (“Wakefield Vekili”ndeki şarkı)
[31*]. The Tempest (Fırtına), yukarıda belirtilen yerde.
[32*] Aziz Magnus Martyr’in iç kısmı bence Wren’in iç kısımları arasında en güzel olanıdır. Bakınız: The Proposed Demolition of Nineteen City Churches (P. S. King & Son, Ltd.) . [Ondokuz Şehir Kilisesinin Yıkılması Hakkındaki Teklif].
[33*] Thames’in (üç) kızı hakkındaki Şarkı burada başlar. Dize 292’den dize 306’ya kadar sırasıyla konuşurlar. Götterdammerung, III. i: The Rhine-daughters (Rhin’in Kızları) .
[34*] Froude, Elizabeth, cilt I, kısım IV, İspanyalı Philip’e De Quadra’nın mektubu: “Öğleden sonra bir mavnanın içindeydik biz, seyrediyorduk nehirdeki oyunları. Anlamsızca konuşmaya başladıklarında, (Kraliçe), Lord Robert ve ben yalnızdık pupada, ve öyle saçmaladılar ki Lord Robert en sonunda dedi ki, madem ki ben de huzurlarındaydım o halde eğer kraliçe isterse evlenmemeleri için herhangi bir neden de bulunmamaktadır.”
[35*] Karşılaştırınız: Araf, V. 133: ‘Ricorditi di me, che son la Pia; /Siena mi fe’, disfecemi Maremma.’
[36*] Aziz Augustine’in “İtiraflar”ı: “Kartaca’ya geldim sonra, kutsal olmayan aşkların kazanı şakıdı kulaklarımda.”
[37*] (Önemi “Dağ Vaazı”na tekabül eden) Buddha’nın “Ateş Vaazı”nın bütün metninden alınmıştır bu sözcükler. Müteveffa Henry Clarke Warren’in “Buddhism in Translation” (Harvard Oriental Series) [“Buddhist Çeviri Metinler” (Harvard Asya Serisi) ] kitabında çevrilmiş olarak bulunmuştur. Bay Warren Buddhist çalışmalar konusunda Batı’daki en büyük öncülerdendi.
[38*] Tekrar Aziz Augustine’nin “İtiraflar”ından. Şiirin bu bölümündeki zirve olarak, Doğu ve Batı çileciliğinin iki temsilcisinin birleştirilmesi, tesadüfi değildir.

V.GÖK GÜRLEYİŞİNİN DEDİKLERİ
Beşinci Bölüm’ün ilk kısmında üç tema kullanılmaktadır: Emmaus’a yolculuk, Tehlike Şapeli’ne varış (Bayan Weston’un kitabına bakınız) , ve günümüz Doğu Avrupa’sındaki bozulma.
[39*] Turdus aonalaschkae pallasii’dir bu, Quebeq Bölgesi’nde duyduğum münzevi ardıç kuşu. “Kuzey Doğu Amerika Kuşları Hakkında Elkitabı”nın yazarı Chapman’a göre “En çok tenha ağaçlıklarda ve sık çalılıklı inziva bölgelerinde görülmektedir… Ne sesinin çeşitliliği ne de gücü fark edilebilecek özelliğe sahip olmamakla birlikte, saflık ve şirinlik dolu şakıması ve ses perdesini gereğince değiştirmesi mükemmeldir.” Bu kuşun “su şıplatmasının şarkısı” haklı olarak meşhurdur.
[40*] Sonraki dizeler Antarktik’e yapılan yolculuğu anlatan bir anlatıdan esinlenmiştir. (Hangisi olduğunu hatırlamıyorum, fakat sanıyorum Shackleton’undu) : burada anlatılan, güçlerinin tükenmekte olduğu kaşifler grubunun gerçekte saydıkları sayıdan bir fazla grup üyesinin daha bulunduğu yönlü sürekli yanılsamasıdır.
[41*] Sonraki 10 dize. Karşılaştırınız: Hermann Hesse, Blick ins Chaos: “Schon ist halb Europa, schon ist zumindest der halbe Osten Europas auf dem Wege zum Chaos, fährt betrunken im heiligen Wahn am Abgrund entlang und singt dazu, singt betrunken und hymnisch wie Dmitri Karamasoff sang. Ueber diese Lieder lacht der Bürger beleidigt, der Heilige und Seher hört sie mit Tränen.”
[42*] “Datta, dayadhvam, damyata” (Ver, karşındakini anla, denetle) . Gökgürültüsünün anlamı hakkındaki masal, Brihadaranyaka’da bulunmaktadır (Upanishad, 5, 1) . Almanca bir çevirisi: Deussen’s Sechzig Upanishads des Veda, p. 489.
[43*] Karşılaştırınız: Webster, The White Devil (Beyaz İblis) , V, 6: “… yeniden evlenecekler / Kurtçuk senin kefenini delmeden evvel, örümcek / Mezar taşında ince bir perde oluşturmadan evvel.”
[44*] Karşılaştırınız: Cehennem xxxiii. 46: “ed io sentii chiavar l’uscio di sotto / all’orribile torre.”
Ayrıca, F.H.Bradley’in “Appearance and Reality” (Görünüş ve Gerçeklik) , sayfa.346: Harici duyarlıklarım da, düşüncelerime ya da hislerime oranla daha az bana özel sayılmaz. Her iki durumda da tecrübelerim kendi çemberimin içinde yer alır, dışarıya kapalı olan çemberimin içinde; ve bütün bunların öğeleri birbirine benzese de, etrafındaki alan onları çeviren diğerlerine kapalıdır… Kısaca, ruhta ortaya çıkan bir varlık olarak bakıldığında, bütün bir dünya herkes için kendine özgüdür ve kendi ruhuna mahsustur.
[45*] Weston, From Ritual to Romance (Ayinden Romantizme): “the Fisher King” (“Balıkçı Kral”) hakkındaki bölüm.
[46*] Araf, xxvi. 148: >>”Ara vos prec per aquella valor / que vos guida al som de l’escalina, / sovegna vos a temps de ma dolor.” / Poi s’ascose nel foco che gli affina.<<
[47*] Pervigilium Veneris. Karşılaştırınız: Bölüm II ve III’de Philomela.
[48*] Gerard de Nerval, “El Desdichado” sonesi.
[49*] Kyd’in “İspanyol Trajedisi” (Spanish Tragedy) .
[50*] Şantih. Burada tekrarlandığı gibi, Upanishad’ın resmi bir bitimidir. “Anlamayı aşan Huzur” bu sözcüğün manasının cılız bir çevirisi olabilir.