Burnt Norton

 

”Yalnız tek bir merkez olsa da, insanların çoğu kendi merkezlerinde yaşar.” (Heraklit)

“Yukarı giden yol aşağı giden yolun aynısıdır.” (Heraklit)

– I –
Şimdiki zamanın ve geçmiş zamanın
Her ikisi belki de içindedir gelecek zamanın,
Ve gelecek zaman kapsanır geçmiş zamanda.
Eğer zaman hep buradaysa
Yakası bırakılmaz bütün zamanların.
Bir soyutlama olabilecek şey
Ölümsüz bir olasılık olarak kalakalır
Hüsnükuruntuların dünyasında yalnızca.
Olabilecek olan ve olmuş olan şey
İşaretler her daim varolan aynı şeyi.
Bellekte adımların yankısı
Geçmediğimiz geçitten aşağı geçerek
Hiç açmadığımız kapıdan
Girelim gül bahçesine. Yankılanır sözlerim
Böylece, zihninde.

Fakat hangi maksatla
Rahatsız etmeli ki gül yapraklı bir kasedeki tozu
Bilmem.

Diğer yankılar
Şeneltir o bahçeyi? Takip edelim mi?
Acele, dedi o kuş, bul onları, bul onları,
Köşeyi dönünce. İlk kapı arasından,
İlk dünyamızın içine, takip edelim mi
Ardıçkuşunun hilesini? İlk dünyamızın içine,
Oradaydılar, vakur, görünmez,
Devinmekte ağırlıksız, o ölü yapraklar üstünde,
Sonbahar sıcağında, titreşen hava boyunca,
Ve çağırdı o kuş, yanıtladı
Çalılık içinde saklı duyulmamış bir tınıyı,
Ve geçip gitti görülmemiş bir göz ışını, çünkü o güller
Bakılmış olan çiçeklerin biçimini almıştı.
Orada onlar misafir gibiydiler, ağırlanan ve ağırlayan.
Sonra gittik, ve onlar da, belirlenmiş bir şekilde,
Daracık boş sokaklar boyunca, her dem yeşil çemberin içine,
Boşaltılmış gölcüğün dibine bakmak için.
Kurut o gölcüğü, kurut o betonu, kahverengi kenarlı,
Ve o gölcük dolmuştu günışığının suyuyla,
Ve lotus doğruldu, usulca, usulca,
Yüzey kaydı ışığın yüreğinden,
Ve ardımızda kaldılar, yansıdılar havuzda.
Derken geçiverdi bir bulut, ve o gölcük boştu.
Git, dedi o kuş, çünkü o yapraklar çocuklarla doluydu.
Heyecanla saklanmış, gülüşler içeren.
Git, git, git, dedi o kuş: insanlık
Tahammül edemez çok fazla gerçekliğe.
Geçmiş zaman ve gelecek zaman
Olabilecek olan ve olmuş olan şey
İşaretler her daim varolan aynı şeyi.

– II –
Sarımsak ve safirler çamurda
Pıhtılaştırırlar tekerin gömülü dingilini.
Kandaki tiril tiril tel
Müzmin yaraların altında şakır
Yatıştırır haylidir unutulmuş savaşları.
Atardamar boyunca dans
Akkanın dolaşımı
Yıldızların yönelişince biçimlenmiş
Yükselir yaza ağaçta
Deviniriz devinen ağaç üstünde
Etkilenmiş yaprak üstündeki ışıkta
Ve işit sırılsıklam zeminde
Aşağıda, tazı ve yabandomuzu
Sürdürür yaptıklarını daha önce olduğu gibi
Fakat uzlaşmışlar yıldızlar arasında.

Dönen dünyanın dingin noktasında. Ne ten ne de tensiz;
Ne bir yerden ne de bir yere; dingin noktada, oradadır o dans,
Fakat ne tutuluştur ne de devinim. Ve süreklilik deme buna,
Geçmiş ve geleceğin topladığı yer. Ne bir yerden devinim ne de bir yere,
Ne yükseliş ne de çöküş. O noktayı saymazsak, o dingin noktayı,
Dans olamazdı, ve sadece o dans var.
Orada bulunmuştuk, tek söyleyebileceğim bu: neresi, söyleyemem.
Ve söyleyemem, ne kadar, çünkü bu zamanın içine yerleştirmektir onu.
Pratik arzudan içsel özgürlük,
Eylemden ve acı çekmeden kurtuluş, kurtuluş içsel
Ve dışsal zorlamadan, gene de kuşatılmış
Bir his inayetiyle, beyaz bir ışık dingin ve devinmekte,
Erhebung kımıltısız, dışarıda bırakmadan
Yoğunlaştırma, yeni ve eski bir dünyanın
İkisi de apaçık kıldı, anladı
Kısmi vecdini tamamlanmışlığın,
Kısmi dehşetin çözülmüşlüğünü.
Gene de geçmişin ve geleceğin zinciri
Örülmüş değişen bedenin zayıflığında,
Korur insanoğlunu tenin tahammül edemeyeceği
Cennetten ve lanetten.

Geçmiş zaman ve gelecek zaman
İzin verir birazcık şuura.
Şuurlu olmak zaman içinde olmamaktır
Fakat yalnızca zaman içindedir gül bahçesindeki o an,
Yağmurun vurduğu o çardaktaki o an,
Sis altındaki o esintili kilisedeki o an
Hatırlanır; iç içe geçmiş, geçmişle ve gelecekle.
Yalnız zaman aracılığıyla fethedilir zaman.

– III –
Buradadır şefkatsizliğin bir yeri
Zaman önce ve zaman sonra
Kısık bir ışıkta: Gölgeyi
Fani güzelliğe döndürüp, yavaş devirle
Kalıcılık öneren, berrak sessizliğiyle
Biçimi kuşatan günışığı değil,
Ne de karanlıktır arındıran ruhu
Boşaltarak tensel olanı mahrumiyetle
Temizleyerek şefkati zamandan.
Ne çokluktur ne de boşluk. Sadece bir titreşim
Üstünden zaman geçmiş kasılmış yüzlerde
Şaşkınlıktan şaşkınlıkla şaşırmış
Hayallerle dolmuş ve anlamdan boşalmış
Yoğunlaşmadan kabarmış kayıtsızlık,
Döndürür fırıl fırıl insanları ve kağıt parçalarını,
Soğuk yel eser öncesinde ve sonrasında zamanın,
Sakat ciğerler soluk alıp verir
Zaman öncesi ve zaman sonrası.
Sayrı ruhların fışkırması
O solmuş, o uyuşuk havada
Taşınır Londra’nın kasvetli tepelerini süpüren rüzgârda,
Hampstead ve Clerkenwell, Campden ve Putney,
Highgate, Primrose ve Ludgate. Burada değil
Burada değil karanlık, bu cıvıldayan dünyada.

Alçal daha da, alçal sadece
Daimi yalnızlığın dünyasına,
Dünya değil dünya, fakat o dünya olmayan,
Dahili karanlık, yoksun kalış
Ve bütün mülkiyetlere el konuluş,
His dünyasının kurutuluşu,
Hayal dünyasının boşaltılması,
Ruh dünyasının çalışmaması;
Budur o tek yol, ve diğeri
Aynısıdır, devinimde değil
Fakat sakınmak devinimden; içgüdüsel
Devinirken dünya metalli yollarında
Geçmiş zamanın ve gelecek zamanın

– IV –
Zaman ve çan gömmüştü günü,
O kara bulut alıp götürür güneşi.
Bakar mı günebakan bize, filbahri
Düşer mi aşağı, eğilir mi bize; bükülüp serpilir mi
Kavrayıp sarılır mı?
Soğuk
Parmakları porsukağacının kıvrılıp
Sarksın mı bize? Yalıçapkınının kanadı
Yanıtladıktan sonra ışık ışığa, ve sustuğunda, o ışık suskundur
Dönen dünyanın o dingin noktasında.

– V –
Sözcükler devinir, müzik devinir
Zamanda sadece; fakat sadece yaşıyor olan
Ölebilir sadece. Sözcükler, konuşmadan sonra, erişir
Sessizliğin içine. Yalnız şekille, örüntüyle,
Sözcükler ya da müzik erişir
Sessizliğe, bir Çin vazosunun sessizce
Devinmesi gibi kendi sessizliğinde.
Kemanın devinimsizliği değil, nota sürdüğü sürece,
O değil sadece, fakat birlikte varoluş,
Ya da bitiş önünden gider başlangıcın diye söyle,
Ve bitiş ve başlangıç hep oradaydı
Başlangıçtan önce ve bitişten sonra.
Ve her şey heptir şimdi. Sözcükler gerilir,
Yarılır ve bazen kırılır, o yük altında,
Gerilim altında, değerden düşer, kayar, yok olur,
Çürür özensizlikten, durmaz yerinde,
Sessiz durmaz. Azarlayan, alay eden,
Ya da çene çalan feryat figan sesler
Saldırır onlara her zaman. En fazla
Çöldeki Kelime’ye saldırır ayartmaların sesleri,
O ağlayan gölge cenaze dansında
Avutulmaz korkunç hayalin gürültülü ağıtı.

Devinimdir örüntünün detayı,
On merdivenli figürde olduğu gibi.
Arzunun kendisi devinimdir
Kendi başına cazip değildir;
Aşk kendi başına devinimdir,
Devinimin bitişi ve nedenidir sadece,
Ebedi, ve arzu duymaz
Zamanın algılayışı hariç
Tutuklu sınırlamanın biçiminde
Arasında oluş-değil ile oluşun.
Ansızın güneşin bir ekseninde
Toz devinirken hâlâ
Yükselir o gizlenmiş kahkaha
Yeşillikler içindeki çocuklardan
Çabuk şimdi, burada, şimdi, hep –
Gülünç o israf edilmiş acıklı zaman
Uzanıyor önceye ve sonraya.

[“DÖRT KUARTET”ten]

T.S. Eliot (1888-1965)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy