Burada duralım haydi, katedralin yakınında. Burada bekleyelim haydi.
Tehlike mi sürükledi bizi? Güvenlik bilgisi midir ayaklarımızı
Katedrale doğru sürükleyen? Fakir bizler için,
Cantenbury’nin fakir kadınları için hangi tehlike olabilir ki?
Alışık olmadığımız hangi dert var ki? Bizim için tehlike yok,
Ve katedralde güvenlik yok. Gözlerimizin bizi tanık olmaya zorladığı
Bir olayın önsezisi mecbur eder ayaklarımızı katedrale doğru.
Mecburuz tanıklık yapmaya.

Altuni Ekim düştüğünde kasvetli Kasım içine
Ve elmalar toplandığında ve saklandığında, ve atık su
Ve çamurda ölümün keskin noktaları olarak
Kahverengine dönüştüğünde toprak,
Bekler Yeni Yıl, soluk alır, bekler, fısıldar karanlıkta.
Çamurlu potinlerini ayağından fırlatıp ellerini ateşe doğru uzatırken emekçi,
Bekler Yeni Yıl, bekler kader geleceği.
Kimdir ellerini ateşe doğru uzatan ve Yortu Günü’nde Azizleri hatırlayan,
Bekleyen şehitleri ve azizleri hatırlayan? Ve kim uzatacak
Elini ateşe doğru, ve yadsıyacak efendisini? Kim ısınacak
Ateşle, ve yadsıyacak efendisini?
Yedi yıl ve yaz geçti
Yedi yıl önce terk etti bizi
Her zaman halka karşı şefkatli olan Başpiskopos.
Fakat geri dönerse pek de iyi olmaz.
Kral hükmeder ya da baronlar hükmeder;
Öyle çektik ki onca zulümden,
Fakat çoğunlukla kendi hünerlerimize terk edilmişiz,
Ve memnunuz kendi başımıza bırakıldığımızda.
Hane halkını düzene koymaya çalışırız;
Çekingen ve sakıngan tüccar küçük bir servet derlemeye çalışır,
Ve emekçi eğilir toprak parçasına, toprağın rengine, kendi rengine,
Yeğ tutar fark edilmeden geçip gitmeyi.
Sessiz mevsimlerin sıkıntısı korkutur beni şimdi:
Kış gelecek denizden ölümü getirerek,
Yıkıcı bahar kapılarımızı dövecek,
Kök ve filiz gözlerimizi ve kulaklarımızı yiyecek,
Felaketli yaz ırmaklarımızın yataklarını yakıp bitirecek
Ve fakirler başka bir çürüten Ekim’i bekleyecek.
Yaz niçin getirsin ki avuntuyu
Güz alevlerine ve kış sislerine?
Yaz sıcağında çorak bahçelerde başka bir Ekim
Beklemekten başka ne yapabiliriz ki bizler?
Bir hastalık geliyor üstümüze. Bekleriz, bekleriz,
Ve azizler ve şehitler bekler, aziz ve şehit olmak isteyenleri.
Bekler kader Tanrı’nın elinde, biçimlendirerek henüz biçimlenmemişi:
Gün ışığının bir hüzmesinde gördüm bu şeyleri.
Bekler kader Tanrı’nın elinde, bazen iyi bazen kötü
Düşünen ve sanan devlet adamlarının ellerinde değil,
Ki hedeflerini döndürürler ellerinde zamanın örüntülerinde.
Gel, mutlu Aralık, kim gözlemleyecek seni, kim gözetecek seni?
İnsanoğlu yeniden doğacak mı hor görülmüş bir ahırda?
Biz fakirler için, sadece beklemek ve tanıklık yapmaktan gayrı
Yapacak başkaca bir şey yok.

(“Katedral’de Cinayet”in Birinci Bölümü’nden)

T.S. Eliot (1888-1965)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy