Bozkırın üstündeki güherçilenin şafağıydı.
Kar beyazı dondurucu bir odası olan
bir gemiyle yola çıkan azotla
titredi gezegen.
Bugün görüyorum iz bırakmadan
Büyük Okyanus’un kumuna açılanlardan
arta kalanları.
Gördüklerime bakın,
altın’dan yağmurun sürüklediği, kasvetli çöp
anayurdumun gırtlağındaki irinden bir kolye gibi.
Bırak izlesin seni, ey gezgin,
Valparaiso’nun göğüne zincirli
bu kımıldatılmaz, delik deşik edici bakış.
Şilili yaşar
çöp ve Antartik rüzgârı arasında,
acımasız memleketin esmer çocuğu.
Kırılmış camlar, cüzzamlı kireç pudrası,
yıkılmış duvarlar, çökmüş çatı,
gömülmüş kapı ve balçık taban
güçlükle sarılırlar
dünyanın ince ekmek kabuğuna.
Valparaiso, kirlenmiş gül,
denizin kıstırılmış lâhiti,
yaralama beni dikenli caddelerinle,
rezil sokaklarının tacıyla,
bırak görmeyeyim yoklukla ezilmiş
çocuğu senin ölümlü bataklığında!
Halkıma ağlıyorum bugün

Amerika denen bütün memleketim boyunca,
kemiklerine dek kemirdikleri her şeye,
tatlı, harap edilmiş memelerine
aç köpeklerin işediği
bayağı ve paramparça edilmiş bir tanrıça
gibi köpük içinde bıraktılar seni.

[“Evrensel Şarkı”nın onuncu bölümü “Sığınmacı (1948)”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy