Böylelikle, bir geceden ötekine,
Şili topraklarına çökmüş karanlıkla
birlik bu uzun saatte,
dolandım kapıdan kapıya sığınmacı olarak.
Öteki alçakgönüllü evler bütün Anayurttaki
her bir saban izindeki eller
bekledi benim adımlarımı.
Geçtin binlerce kez
sana hiçbir söz söylemeyen bu kapının önünden,
bu boyanmamış duvarın önünden,
kurumuş çiçekleriyle bu pencere önünden.
Benim için gizlilikti bu:
Benim için vurdu hiddetle,
bulunurdu kömürün bölgesinde,
şehâdetle asitlenmiştir,
Antartik adalar denizinin yakınındaki
kıyı limanlarında bulunurdu,
bulunurdu, bak dinle, belki bu
yüksek sesli caddede, gün ortasında
caddelerin müziği arasında,
ya da öteki pencerelerden ayırt edilemeyen
halk bahçesinin yanındaki
bu pencerede, ve bekler gibi beni
hazır bir tabak çorba
ve masa üstündeki bir yürekle.
Benimdi bütün kapılar,
Söylediği şuydu herkesin: “Benim biraderimdir O,
gösterin O’na yolunu bu yoksul evin.”
Onca işkenceyle lekelenmiş ülkem
buruk bir şarap üzümü sıkacağı iken.
Tenekeci çırağı geldi,
genç kız anneleri,
hantal köylü,
sabuncu, kibar bayan yazar,
umutsuz yazı dairesine
bir böcek gibi delgiyle tutuşturulmuş
genç adam,
bunların hepsi geldi ve kapıları sakladı
gizli bir işareti, bir kule gibi
gözetlenmiş bir anahtar,
ki çabucak girebileyim diye içeriye
geceleri, akşamları ya da gündüzleri
kimseyi tanımadan söyleyebilmek:
”Birader, biliyorsun elbette kim olduğumu,
sanıyorum beni bekliyorsun”.

[“Evrensel Şarkı”nın onuncu bölümü “Sığınmacı (1948)”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy