Bilgelerin Yolculuğu

“Elimize geçen bir soğuk varıştı,
Tam da yılın en kötü zamanıydı
Bir yolculuk için, ve öylesi uzundu yolculuk:
Dipsizdi yollar ve keskindi hava,
Kışın en ölüm zamanıydı.”
Ve huysuzdu, inatçıydı, ayakları yaralı develer,
Yatmışlardı eriyen kar üstünde.
Özlediğimiz zamanlar vardı
Yamaçlarda yaz sarayları, taraçalar,
Ve ipekli kızların meyveli buz getirişleri.
Sonra devecilerin küfürleri ve sızlanmaları
Ve kaçıp gitmeleri, ve likör ve kadın istemeleri,
Ve sönen gece ateşleri, ve sığınakların noksanlığı,
Ve pis kentler ve düşman kasabalar
Ve pis köyler ve fahiş fiyatlar:
Elimize geçen zorlu bir zamandı.
Sonunda bütün gece yolculuk etmeyi yeğledik,
Kısa kısa uyuyarak,
Bütün bunların budalalık olduğunu söyleyen
Kulaklarımızdaki şakıyan seslerle.

Sonra şafakta ulaştık ılık bir vadiye,
Islak, kar çizgisi altında, koklayarak bitkileri;
Akışkan selle ve su değirmeniyle dövülüyordu karanlık,
Ve basık gökte üç ağaç,
Ve yaşlı beyaz bir at dörtnala gidiyordu çayırda.
Sonra geldik açık kapısındaki kirişlerin üzeri
Asmalı bir tavernaya, gümüşüne zar atıyordu altı el,
Ve tekmeliyordu ayaklar boş şarap tulumlarını.
Fakat haber yoktu, ve böylece sürdürdük
Ve ulaştık akşam vakti, bir an bile öncesinde değil
Bulduk o yeri; memnuniyet vericiydi (denebilir) .

Bütün bunlar hayli zaman önceydi, hatırlarım,
Ve yeniden yapardım bunu, fakat yaz
Bunu yaz
Bunu: konulduğumuz yolun bizi ulaştırdığı
Doğum muydu Ölüm müydü? Bir Doğum vardı, muhakkak,
Kanıtımız var ve kuşkumuz yok. Gördüm doğumu ve ölümü,
Fakat farklı olduklarını düşünmüştüm onların; bu Doğum
Zor ve acı bir ıstıraptı bizim için, Ölüm gibi, kendi ölümümüz.
Geri döndük yerlerimize, bu Krallıklara,
Fakat artık rahat değildik burada, o eski durumda.
Tanrılarına sıkıca bağlanmış yabancı bir halkla.
Sevindirir beni başka bir ölüm daha.

T.S. Eliot (1888-1965)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy