Aşk

 

Armağanlarınla beraber verdin bana, İspanya,

o yılmaz aşkı.

Beklediğim şefkat geldi bana

ve benimle hâlâ, en derin öpüşü

sunuyor ağzıma.

Fırtınalar

alamadı benden bunu,

ve uzaklık o zamandan beri gömemedi

birlikte fethettiğimiz sevgi mekânını,

Görmüştüm savaş yangınından önce giysilerini

İspanya’nın cesur tarlaları arasında,

sonra gördüm her şeyin bozulduğunu, belirsiz ışıkta,

ve acılı bir ifade kayıp gitti yüzünden

yitirilmiş taşa düşene dek.

 

Kaskatı bir ağrıyla, zıpkınlarla delik deşik

daldım senin sularına, sevgilim,

tıpkı hiddetin ve ölümün arasından

dört nala giden ve birdenbire

sabah tazesi bir elma verilen bir at gibi, vahşi ormanın

titreyişinden oluşan bir çağlayan gibi.

 

Hayatımı belirleyen o ıssız ovalar

o zamanlardan tanıyorlar seni, sevgilim benim,

o karanlık okyanus izliyor beni

ve o müthiş sonbaharın kestaneleri.

 

Kim görmedi ki seni, sevda yüklüm, kavgada

hemen yanımda duran şefkatim benim,

bir yıldızın türlü türlü işaretlerini

göstermesi gibi? Kim bulmadı ki seni,

beni aradığında ordunun içinde,

çünkü ben insanlığın tahıl ambarında bir tohumum,

kim bulmadı ki seni köklerime dayanmış,

kanımdaki şarkıyla beslenen, kim?

 

Bilmiyorum, sevgili, zamanım ve mekânım olur mu

tekrar betimleyebilmek ve yazdığım kâğıtlara yayabilmek

senin o hoş gölgeni, gelinim benim:

Bu günler oldukça çetin ve parıltılı,

ve bunlardan toparlamalıyız şirinliğimizi,

çamurdan bir göz kapağı ve dikenlerin arasında.

Neredeyse unutuyordum, ne zaman oluştuğunu:

Sen sevdadan önce bulunuyordun,

kaderin güçleriyle geldin,

ve hemen senden önce yalnızlığım senindi,

belki o senin dinlenen saçlarındı.

Bugün, anmayacağım adını,

sen benim sevdamın arzusu,

benim günlerimin yol göstericisi, sen tapılansın,

ve zamanın mekânında günü içine alıyorsun

evrenin sahip olduğu tüm ışığı.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on beşinci bölümü “Ben”den]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy