Amerika’ya özgü kum, bayramlarla dolu
bitkilenmiş toprak, kızıl sıradağlar,
oğullar, eski fırtınalarla
bölünmüş biraderler,
haydi toplayalım canlı mısır tanelerini
toprağa dökülmeden önce,
ve doğacak olan yeni mısır dinlemeli senin sözünü,
tekrarlamalı senin sözünü mısır bitkisi
ve kendi kendisini de tekrarlamalı.
Gece ve gündüz türkü söylemeli onlar
ısırılmalı ve yutulmalı onlar,
dünyaya taşınmalı onlar
ve birdenbire ağır ağır inmeli sessizliğe,
batmalı taşların altında,
bulmalı gecesel kapıları
ve tekrar yükselmeli yeni doğanlar
bölüştürmek için ve ekmek gibi,
umut gibi, gemilerin rüzgârı gibi
yol göstermek için kendi kendisine.

Halkın köklerinden filizlenmiş
mısır bitkisi getirir sana benim türkümü
doğmak için,
kurmak için, türkü söylemek için
ve yeniden mısır tohumu olmak için,
sayısızca kavgada.

Burada işte benim yitirilmiş ellerim.
Görünmezdir onlar, ne ki
geceleyin görebilirsin onları,
görünmez rüzgâr arasında.
Uzat ellerini bana, görüyorum onları
hırçın kumullar üzerinde
Amerika’ya özgü bizim gecemizde,
ve seçiyorum senin sol elini
ve sağ elini,
savaşmak için kaldırılmış olan el
ve tekrar ekin ekmek için geri dönen el.

Gecede, dünyanın karanlığında
yalnız hissetmiyorum kendimi.
Halkım ben, sayısızca halk.
Sesimde duru bir güç barınır
delik deşik etmek için sessizliği
ve filizlenmek için karanlıkta.
Ölüm, şehâdet, gölge ve don soğuğu
düşer ansızın tohuma.
Ve halk gömülmüş sanırsın.
Ne ki geri döner mısır toprağa.
Amansız kızıl elleri
deler geçer sessizliği.
Ölümden doğulur yeniden hayata.

[“Evrensel Şarkı”nın onuncu bölümü “Sığınmacı (1948)”den]

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy