Alçı Maskeleri

 

Sevmiyordum…. Acıma mıydı ya da nefret?

Saygon gibi şehirlerde dolaşıyordum, Madras’ta,

Khandy’de, ta gömülmüş olana dek, Anaradapurha’nın

görkemli taşları, ve Seylan’ın kayalıkları,

Siddhartha’nın resimleri

balinalar gibi – ve daha da uzaklardaki:

Penang dolaylarında tozda, nehir yataklarında,

yaban ormanın en temiz sessizliğinde, akınına uğramış

hayvan sürülerinin haşin hayatlarıyla

ötesinde Bangkok’un, dansçıların

giysileri ve alçı maskeleri.

Zehirlenmiş deniz dipleri

çiy renkli mücevherlerden yapılma evler taşıyordu

ve geniş ırmaklar boyunca akıyordu

yoksul kalabalıkların barakaları, teknelerle paketlenmiş,

ve sayısız başkaları da örtmüş yayılan toprağı,

sarı ırmakların ardı boyunca,

bağrı yarılmış bir tek vahşi hayvanın derisi gibi,

halkların derisi, sayısız efendi tarafından

küçük düşürülmüş.

Komutanlar ve kontlar

yaşadılar ölen fenerlerin

ıslak hırıltısında, emdiler kanını

yoksul zanaatkârların,

ve pençelerle kırbaçlar arasında, daha yücelerde,

bulunuyordu izin belgesi, Avrupalı,

alüminyumdan tapınaklar kuran

petrolün Kuzey Amerikalısı,

korunmasız deriyi yüzüp duruyordu

ve yaratıyordu kanda yeni kurbanlar.

 

[“Evrensel Şarkı”nın on beşinci bölümü “Ben”den]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy