XXI.

UMUTSUZ BİR ŞARKI

 

Beni çevreleyen geceden fırlar hatıran.

Irmağın inatçı şikâyetiyle birlik deniz.

 

Terk edilmiş rıhtımlar gibi şafakta.

Bırakışın zamanıdır, ey terk ettiğim!

 

Soğuk çiçekler yağar yüreğime.

Ey harabelerdeki mezar, gemi batışlarının zalim oyuğu!

 

Birikir sende savaşlar ve kaçış.

Senden yükseldi şarkı kuşlarının bütün kanatları.

 

Yuttun her şeyi, uzaklıktın sanki.

Deniz gibi, zaman gibi. Battı her şey sende!

 

Saldırının ve öpüşün şen zamanıydı.

Bir deniz feneri gibi parlayan, sihrin zamanı.

 

Kılavuz kaptanın korkusu, o kör dalgıcın hiddeti,

şiddetli aşk esrimesi, battı her şey sende!

 

Siste çocukluktur yaralanmış kanatlı ruhum.

Yitmiş kâşif, battı her şey sende!

 

Sarmaladın acını, sarıldın arzuya.

Felç etti hüzün seni, battı her şey sende!

 

Gölgelerin duvarı arasından geçtim,

girdim ötesine isteklerin ve eylemlerin.

 

Ey et, kendi etim, sevdiğim ve kaybettiğim kadın,

bu ıslak zamanda çağırırım seni şarkımla.

 

Bir vazo gibi verdin o sınırsız şefkatin korunağını,

ve o sonsuz unutuşta ezdim seni bir vazo gibi.

 

Adaların kara, kapkara yalnızlığı vardı,

ve orada, aşk kadını, kucakladın beni.

 

Susuzluk ve açlık vardı, ve meyveydin sen.

Şikâyet ve harabeler vardı, ve mucizeydin sen.

 

Ah kadın, bilmem ki nasıl kapsayabilirsin beni

gönlünün toprağında ve kollarının haçında!

 

Seni özleyişim korkunçtu ve kısaydı,

zahmetli ve sarhoş, sabırsız ve arzulu.

 

Öpüşlerin mezarlığı, ateş yanar hâlâ mezarlarında,

alazlanır hâlâ üzümler gagaların izleriyle.

 

Ey ısırılmış ağız, ey öpülen kollar ve bacaklar,

ey aç dişler, ey birlikte örülmüş bedenler!

 

Ey eridiğimiz ve umutsuzluğa kapıldığımız

çılgın birliği umutla zahmetin!

 

Ve şefkat, su ve un gibi hafif.

Ve söz, silinmemiş daha dudaklardan.

 

Kaderim oldu bu ve hasretimin yolculuğu,

ve söndü hasretim onda, battı her şey sende!

 

Ey harabelerdeki mezar, her şey düştü sana,

hangi acıyı ifade etmedin ki, hangi dalgalarda boğulmadın ki!

 

İrkilerek çığlık attın sürekli ve şakıdın,

ayakta durarak bir gemici gibi pruvada.

 

Hep çiçeklendin şarkıyla, çatladın akıntılarda hep.

Ey harabelerdeki mezar, açık ve acı kuyu.

 

Soluk kör dalgıçlar, mutsuz sapan atıcısı,

yitmiş kâşif, battı her şey sende!

 

Bırakışın zamanıdır, o sert soğuk zamanı

gecenin bütün yelkovanlara yerleştirmesi gibi.

 

Denizin çağıldayan kuşağı sarmalar kıyıyı.

Soğuk yıldızlar yükselir, siyah kuşlar göçüp gider.

 

Terk edilmiş rıhtımlar gibi şafakta.

Sadece titreyen gölge burkulur ellerimde.

 

Ey her şeyin ötesindeki! Ey her şeyin ötesindeki!

 

Bırakışın zamanıdır. Ey terk ettiğim!

 

[“Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy