XI.

                                           

İki dağın arasına demirlemiş yarım ay

neredeyse dışında gökyüzünün.

Dönen, devinen gece, gözlerin kazıyıcısısın sen.

Ama bak, kaç tane yıldız parçalanmış gölcükte.

 

Kaçan kirpiklerimin arasına çizer hüznün haçını.

O mavi metallerin demircisi, o sessiz savaşların gecesi,

dönüp durur yüreğim çılgın bir çember gibi.

Bir kız, gelmiş, bırakılmış uzaklardan buraya,

gök altında şimşek gibi çakar bakışları bazen.

Ağıtlar, acı sözcükler, hiddet burgacı,

gider yüreğime, durdurmadan seni.

Mezarların uzak rüzgârı, ez ve parçala uykuda boğulan kökünü.

O büyük ağaçları kökleriyle sök getir onun ardından.

Fakat sen, ey güzel kız, başak gibisin, dumanın sorusu gibi.

Rüzgârın ışıklı yapraklarını biçimleyen oydu.

Gecesel dağların ardında, yangınların beyaz zambağı,

ah, ne kadar da yetersiz sözcükler! Her şeyden yaratılmıştı o.

 

Ey kaygı, yarmıştın göğsümü büyük bıçaklarınla,

onun gülümsemediği başka bir yolu izlemenin zamanıdır şimdi.

Çanları gömen fırtına, kasırgaların karartılmış kaçışı,

neden dokunmalı ki ona? Neden doldurmalı onu hüzünle?

 

Ah, her şeyden ayrılan yolu izlemek,

kaygının, ölümün ya da kışın gözetlemediği

açık gözlerle çiyin yıkanmışlığında!

 

[“Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy