XVII.

 

Düşünerek yakalarım gölgeleri ağımla derin yalnızlığımda.

Sen ne uzaksın, ah, herkesten daha da uzak.

Düşüncemde uçururum kuşları, silerim resimleri,

gömerim lambaları.

 

Sislerin çan kulesi, ne uzaksın, ne yükseksin sen!

Sen suskun değirmenler misali,

iç çekişini boğarken, karanlık umudunu el değirmeninde ezersin,

şehrin uzağında, gelir gece sana yüzü koyun.

 

Yanımda olsan bile uzaktasın benden, sanki yabancısın bana.

Düşüncemde dolaşırım karşılaşmamızdan önceki hayatımı boydan boya.

Başka birinden önceki o hoyrat hayatım benim.

Deniz kıyısında çığlık, taşlar arasında,

koştuğum yerdi orası, özgür ve çılgın, deniz havasının buğusunda.

Hüzünlü öfke, çığlık, denizin ıssızlığı.

Firari, hiddetli, gökyüzüne karşı hırslı.

 

Sen, kadın, neydin orada, hangi ışın, hangi çubuk

bu görkemli yelpazede? Şimdi gibi uzaktın.

Yangın içinde orman. Yanar gök mavisi haçta.

Yanar, yanar, alevler, parıldar ışığın ağaçları.

Düşer, gıcırdar. Yangın. Yangın.

Ve dans eder ruhum, yaralanmış ateş parçalarıyla.

Çağıran kim? Yankıların şenelttiği yerden bu sessizlik de neyin nesi?

Özlemin saati, sevincin saati, yalnızlığın saati,

benim saatim hepsinin arasında.

Şarkısı rüzgâr tarafından söylenen boru.

 

Gözyaşı dolu muhteşem bir arzu, bedenimle eş.

Sarsılmış bütün kökleri,

bütün dalgaların saldırısında!

Şen, hüzünlü, sonsuzca yuvarlanmış ruhumla.

 

Düşünerek gömerim lambaları derin yalnızlığımda.

 

Sen, sen kimsin, kimsin sen?

 

 [“Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy