XIII.

 

Bedeninin beyaz atlasını

yoklamaya başladım ateşten haçlarla.

Ağzım bir örümcekti o gizli yolculukta.

İçinde, arkanda, korkulu, arzulu.

Öyküler anlatmak sana alacakaranlığın kıyısında,

güzel, hüzünlü, uysal, hüzünle dolmayasın diye sen.

Bir kuğu, bir ağaç, uzakta ve neşeli bir şey.

Zamanıdır üzümlerin, olgunlaşmanın ve meyvenin.

 

Bir limanda yaşayan ben, oradan severim seni.

Düşle ve sessizlikle kesişti yalnızlık.

Kapatılmış içine denizin ve hüznün.

Suskun, çılgın, kıpırdatılmaz iki gondolcu arasında.

 

Dudakların ve sesin arasında ölmekte olan bir şey var.

Kuş kanatlarıyla, kaygıyla ve unutuşla.

Balıkçı ağının suyu bırakışı gibi.

Titreyerek asar, benim güzel kızım, sadece bir kaç damlayı geriye.

Ve gene de bir şey var, şakıyan bu geçici sözcüklerin arasında.

Şakıyan bir şey ve açgözlü ağzıma doğru yükselen.

Ah, seni o neşeli sözcüklerle övebilseydim!

Şakıyıp, yakıp, kaçabilseydim, bir delinin ellerindeki bir çan kulesi gibi

benim hüzün dolu sevecenliğim, birden ne olur sana böyle?

En çetin ve en soğuk tepeye ulaştığımda,

kapanır yüreğim bir gece çiçeği gibi.

 

[“Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy