Yanmış Yıkılmış Ilıca

 

Yaşlı bir hayvanın mekânı oldu burası:

 

Körelmiş dişleriyle ahşap bir canavardı.

Ateş eritti gözlerini soluk mavi

Camsı maddeye, çam kabuğundan sızan

Reçine damlaları misali donuk parçalara.

 

Bedeninin kirişleri ve kasıntıları taşır hâlâ

Karakul koyunun kömür karasını. Siyah yapraklı

Sonbaharların ve yazların döküntüsü altında

Kadavrasının ne zamandır gömülü olduğunu söyleyemem.

 

Şimdi onun kemikleri arasına küçük ayrık otları

Yumuşak süet dillerini sokuyorlar usulca.

Cırcırböceklerinin gezinti yeridir

Onun zırhlı kabuğu, devrilmiş taşları.

 

Çalışmasını sağlayan düz ve sarmal boruları

Toplayıp araştırırım bir doktor veya arkeolog gibi

Demir bağırsaklar

Ve emaye kâseler arasında.

 

Bir zamanlar onu yemiş olanı yiyor o minnacık vadi.

Ve gene de baharın saydam suyu

Her zaman yaptığı gibi berrakça ilerler

Parçalanmış gırtlaktan, bataklık dudaktan.

 

Fışkırıp akar sırtı bükük bir köprünün

Yeşil ve beyaz korkuluğu altında.

Aşağıya doğru eğildiğimde

Kedi kuyrukları gibi örülmüş bir sepetin çevrelediği

 

Mavi ve ihtimal dışı birine rastlarım.

Renksiz suyun altında oturmuş,

Merhametli ve sofu bir kadın bu!

Ben değilim bu, ben değilim bu.

 

Hiçbir hayvan zarar vermez onun yeşil eşiğinde.

Ve bizler asla giremeyeceğiz oraya

Dayanıklı olanların barındığı o eve.

Bizi itip kakan akıntı

 

Ne besler ne de iyileştirir.

 

11 Kasım 1959

 

Sylvia Plath (1932-1963)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy