VE NE KADAR YAŞAR?

 

Ve ne kadar yaşar insan topu topu?

 

Bin gün mü yaşar, yoksa bir gün mü?

 

Bir hafta mı ya da birkaç yüzyıl mı?

 

Ne kadar zamanda ölür insan?

 

“Sonsuzca” derken ne demek istenir?

 

Bu uğraşlarla yitip gitmişken

bazı şeyleri aydınlatmaya koyuldum.

 

Aradım bilgili rahipleri,

bekledim onları ayinlerinden sonra,

Tanrı’yı ya da İblis’i görmeye giderlerken

izledim onları yollarında.

 

Yüzlerini çevirdiler sorularıma.

Kendi paylarına çok az şey biliyorlardı;

memurlardan daha fazla şey bildikleri de yoktu.

 

Tıp adamları kabul ettiler beni

iki muayene arasında,

her bir elinde bir neşterle,

doymuşlar aureomycin kokusuyla,

her gün daha meşguller.

Konuşmalarından anladığım kadarıyla,

sorun şu:

bir mikrobun ölümü çok bir şey değil-

tonla ölür zaten onlar-

fakat hayatta kalan çok azı

sapkınlık belirtisi gösterir.

 

İrkilme içinde bıraktılar beni,

aradım mezar kazıcılarını.

Gittim muazzam boyalı cesetleri

yaktıkları ırmaklara,

ince kemikli bedenler,

korkunç ilenmelerden

ışıltılarıyla imparatorlar,

kolera dalgasının

bir vuruşla öldürdüğü kadınlar.

Ölümün tekmil kolları vardı

ve külsü uzmanları.

 

Fırsatını bulunca

bir hayli soru sordum onlara,

önerdiler beni yakmayı:

bildikleri tek şey buydu zaten onların.

 

Memleketimde yanıtladı beni

girişimciler, içkilerin arasında:

“Kendine iyisinden bir kadın bul,

ve bu tür saçmalıkları bırak”.

 

Bunca mutlu olduklarını hiç görmedim insanların.

 

Kaldırarak kadehlerini şarkı söylüyorlardı,

şerefine içiyorlardı sağlığın ve ölümün.

Muazzam fuhuşçulardı onlar.

 

Eve döndüm, yaşlanmış olarak

dünyayı dolandıktan sonra.

 

Şimdi kimseye soru sormuyorum.

 

Fakat her gün daha az şey biliyorum.

 

[Estravagario”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy