Uğultulu Tepeler

 

Çalı çırpı demeti gibi çevreler beni ufuklar,

Meyilli ve büsbütün farklı, ve her daim istikrarsız.

Bir kibrit değse, ısıtabilirler beni,

Ve perçinledikleri uzaklıklar buharlaşmadan önce,

Havayı hafifçe yakıp turunculaştırır

O zarif çizgileri,

Soluk göğü daha sağlam bir renkle yükleyerek.

Fakat sadece çözülürler ve çözülürler

Bir vaadler dizisi misali, ileri doğru gittiğimde.

 

Çimen tepelerinden veya koyun yüreklerinden

Daha yüksek bir hayat yok, ve rüzgâr

Boşalıp dökülür kader gibi, bükerek

Herşeyi tek bir yöne doğru.

Hissedebilirim süzüp almaya

Çalıştığını sıcaklığımı.

Funda köklerine çok ilgi gösterirsem

Aralarında kemiklerimi beyazlatmaya

Davet ederler beni.

 

Koyunlar bilir nerede olduklarını,

Hava gibi gri

Kirli yün bulutlarında otlarlarken.

Göz bebeklerinin siyah çatlakları alır beni içeri.

Kısa, saçma bir mesajı

Uzaya postalamak gibi bir şey bu.

Dururlar ninemsi kostümlerinde,

Kıvrım kıvrım bütün perukları ve sarı dişleri

Ve şiddetli, mermersi melemeleri.

 

Tekerlek izlerine vardım, ve

Parmaklarımın arasından firar eden

İnzivalar gibi berrak suya.

Çimenden çimene gider oyuk eşikler;

Boyunduruk ve denizlik sökmüş menteşelerini.

İnsanlara dair, sadece hava

Bir kaç garip hece hatırlar.

Tekrarlar inleyerek:

Siyah taş, siyah taş.

Gök bana yaslanır, bana, bütün yataylar arasında

Tek dikey olana.

Çimen çılgınca vurur başına.

Böylesi bir ortamdaki hayat için

Hayli kırılgandır;

Karanlık dehşete düşürür onu.

Şimdi, vadilerde azdır

Ve siyahtır para keseleri gibi, evlerin ışıkları

Parıldar bozuk paralar misali.

 

(Eylül 1961)

 

Sylvia Plath (1932-1963)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy