Tavşan Avcısı

 

Zorlamanın yeriydi orası –

Rüzgâr savrulmuş saçlarımla tıkıyordu ağzımı,

Koparıyordu sesimi, ve deniz

Körleştiriyordu beni ışıklarıyla, ölü canlar

Çözülüyordu içinde, yayılıyordu petrol misali.

 

Tattım katırtırnağının kötücüllüğünü,

Sivri siyah uçlarını,

Sarı mum çiçeklerinin ölen kişiyi yağlamasını.

Randımanlıydılar, enfes bir güzellikteydiler,

Ve müsriftiler, işkence gibi.

 

Tek bir yer vardı varılacak.

Yavaşça kaynayarak, rahiyayla dolarak,

Çukura doğru daralıyordu yollar.

Ve tuzaklar neredeyse kendilerini yok ediyorlardı –

Hiçbir şeyi kapatmayan sıfırlar

 

Yakına gelmişti, doğum sancıları misali,

Çığlıkların yokluğu

O sıcak günde bir delik açmıştı, bir boşluk.

O cam gibi ışık saydam bir duvar oldu,

Sessizdi sık çalılık.

 

Sakin bir meşguliyet hissettim, bir maksat.

Bir çay kupası etrafında eller hissettim, duygusuz, hantal,

Beyaz porseleni çevrelemiş.

Nasıl da beklemişlerdi O’nu, o küçük ölümler!

Sevgililer gibi beklemişlerdi. Heyacanlandırmışlardı O’nu.

 

Ve bizim de bir ilişkimiz vardı –

Aramızda gerilmişti teller,

Sökülemeyecek denli derindeydi çiviler, ve zihin bir halka misali

Kayarak hızlı bir şeyin üstünü kapatırdı,

Beni de öldürmekteydi bu sıkışma.

 

21 Mayıs 1962

 

Sylvia Plath (1932-1963)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy