Susma Cesareti

 

Toplara karşı, kapalı ağzın cesareti!

Pembe ve dingin çizgi, bir solucan, güneşlenmekte.

Arkasında siyah yassı halkalar var, şiddet halkaları,

Ve bir göğün şiddeti, çizgili beyni onun.

Dönenip durur halkalar, işitilmek isterler –

 

Alçaklık anlatılarıyla yüklüdürler.

Alçaklıklarla, kullanımlarla, firarlarla ve ikiyüzlülükle,

Yivinde iğne gezer,

İki karanlık kanyon arasındaki gümüş hayvan,

Büyük bir cerrah, şimdi bir dövmeci,

 

Deniz kızlarına ve iki bacaklı rüya kızlarına

Aynı mavi yakınmaları dövme yapar tekrar tekrar,

Yılanları, bebekleri, memeleri.

Sessizdir cerrah, konuşmaz.

Hayli ölüm görmüştür, elleri ölüm doludur.

 

Yani beynin yassı halkaları dönenir, topun ağzı gibi.

Sonra şu antik parçalama kancası var, dil,

Yorulmak bilmez, eflatun. Kesilmek zorunda mı?

Dokuz kuyruğu var, tehlikelidir.

Ve havada azarlayan o ses, bir kez başlamaya görülsün!

 

Hayır, o dil de bir kenara konulmuş,

Asılmış kütüphanede Rangoon gravürleriyle

Ve tilki başlarıyla, susamuru başlarıyla, ölü tavşanların başlarıyla.

Müthiş bir nesnedir bu –

Zamanında ne şeyler delmiştir.

 

Fakat gözlere ne oldu, gözlere, gözlere?

Aynalar öldürebilir ve konuşabilir, sadece izleyebileceğin

İşkencenin sürdüğü korkunç odalardır onlar.

Bu aynada yaşamış olan yüz ölü bir adamın yüzüdür.

Gözler için üzülmeyin –

 

Beyaz ve utangaç olabilirler, ispiyoncu değiller,

Ölüm ışınları katlanmıştır

Artık adı duyulmayan bir ülkenin bayrakları gibi,

Dağlar arasında iflas etmiş

Direngen bir bağımsızlık.

 

2 Ekim 1962

 

Sylvia Plath (1932-1963)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy