SONBAHARDA UNUTULMUŞ

 

Saat yedi buçuktu

sonbahardı

ve bekliyordum birini

önemli değil kim olduğu.

Benimle olmaktan bıkmış

zaman

ağır ağır terk etti

ve yalnız bıraktı beni.

 

Günün kumuyla, suyla,

ölüp giden hüzünlü bir haftanın

yıkıntısıyla

baş başa kalmıştım.

 

“Neler oluyor?” diye sordu bana

Paris’in yaprakları? “Kimi beklersin?”

 

Ve bir kaç kez küçük düşürülmüştüm,

ilkinde bıraktığında beni ışık,

ondan sonra köpekler, kediler ve polisler.

 

Çimde geceyi gündüzü bilmeyen,

yalnızca kışın tuzunu bilen

yalnız bir at gibi

yalnız bırakıldım.

 

Kaldım

yapyalnız ve bomboş,

en sondaki yapraklar ağladılar bana,

ve sonrasında

duydular göz yaşları gibi.

 

Ne daha önce

ne de daha sonra

ansızın yalnız hissetmedim kendimi hiç.

Ve birini beklemekti buna yol açan –

anımsamıyorum,

çılgıncaydı,

uçucu,

ve birden yalnızlık yalnızca,

ki o an,

yol boyunca yitmişti

duygusu bir şeyin,

varlığının uzun bayraklarını yayan

bir şeyin gölgesi gibi ansızın.

 

Sonra kaçtım

o yalnız köşeden,

olabildiğince hızlı yürüdüm,

kaçarmışçasına geceden,

siyah ve yuvarlanan bir kayadan.

Söylediklerim önemli değil,

fakat bunlar başıma gelmişti

beklerken bir gün birini.

 

[Estravagario”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy