ŞİİR

 

Ve zamanıydı… Gelmişti şiir

beni yoklamaya. Bilmiyorum, bilmiyorum nereden

geldi, zemheriden mi yoksa bir nehirden mi.

Bilmiyorum nasıl ya da ne zaman,

sesler değildi, sözcükler değildi,

sessizlik de değildi,

fakat beni çağırıyordu bir cadde,

gecenin dalları,

ansızın başkaları,

şiddetli yangınların arasından

ya da belirsiz yüzümle orada

dönerken yalnız,

dokunmuştu bana.

 

Ne söyleyeceğimi bilemedim, ağzım

bilmez

isimleri,

gözlerim kör,

ve kımıldadı bir şeyler ruhumda,

ateş ya da unutulmuş kanatlar,

ve kendimce yorumlayarak

anlamını

o ateşin,

yazdım ilk güçsüz dizeyi,

güçsüz, içeriksiz, saf,

saçma sapan,

hiçbir şey bilmeyen birinin

hikmeti gibi,

ve birden gördüm göklerin

kımıldayıp açıldığını,

gezegenlerin,

titreyen bitkilerin,

delip geçti gölgeler,

okların, ateşin ve çiçeklerin

gizemleriyle,

kıvrımlı gece, evren.

 

Ve ben sonsuzca küçük varlık,

koca yıldızlı boşlukla

sarhoşum,

benzeriyim,

görüntüsüyüm gizemin,

uçurumun bir parçasıyım,

yıldızlarla tekerlendim,

rüzgârda uçuşup gitti yüreğim.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy