ONCA AD

 

Pazartesiler içine geçer salıların

ve hafta bütün bir yılın:

kesilmez zaman

yorgun makaslarınızla,

ve günün bütün adları

yıkanır gecenin sularıyla.

 

Kimse talep edemez Pedro olmayı,

Rosa ya da María olmayı,

hepimiz tozuz ya da kumuz,

hepimiz yağmur altındaki yağmuruz.

Konuştular benimle Venezüellalar,

Paraguaylar ve Şililer hakkında,

bilmiyorum neler söylediklerini:

yalnızca yeryüzünün derisini bilirim

ve bir adı olmadığını.

 

Çiçeklerden daha çok hoşnut etti beni

kökler, arasında yaşarken onların,

ve bir taşla konuştuğumda

çınladı bir çan gibi.

 

Çok uzundu ilkbahar

bütün bir kış sürdü.

Kaybetti zaman ayakkabılarını:

bir yıl dört asır gibi sürdü.

 

Uyuduğumda her gece,

nasıl çağrılırdım ve nasıl çağrılmazdım?

Ve uyandığımda kimdim ben

uyurkenki değildiysem eğer?

 

Bunun anlamı ancak

yeni doğmuş olmaktan ziyade

hayatın içine indik demektir,

öyleyse doldurmayalım ağızlarımızı

onca güvenilmez adla,

onca hüzünlü resmiyetle,

onca şatafatlı harfle,

onca seninle ve benimle,

kağıtlardaki onca imzayla.

 

Her şeyi karıştıran bir kafam var,

birleştiren ve yeni doğmuş yapan,

karan, soyan,

dünyadaki bütün ışık

sahip olana dek okyanusun tekliğine,

o cömert bütünlüğe,

o çatırdayan rayihaya.

 

[Estravagario”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy