İLK YOLCULUK

 

Temuco’ya ne zaman geldiğimizi bilmiyorum.

Belirsiz ve gecikmiş bir şeydi

ciddi bir şekilde doğmak, uzatmalı bir şeydi

başlamak, hissetmek, tanımak, nefret etmek ve sevmek.

Bütün bunların hem gülü vardı hem de dikeni.

Doğduğum bölgenin tozlu göğsünden

bir şey demeksizin götürdüler çocuk beni

yağmurlu Araukanya’ya.

Evimizin tahta duvarları

orman kokardı,

saf yabanıl orman.

Bundan sonra büyüdü tahtaya karşı

aşkım ve dokunduğum her şey

tahta oluyordu.

Gözü ve yaprağı

karıştırıyordum birbiriyle,

ve kadınları karıştırıyordum

fındık çalısının baharıyla, ağaçla insanı,

seviyorum rüzgârın ve yaprakların dünyasını,

ayıramıyorum dudakları köklerden.

 

Baltanın ve yağmurun altında

büyüyüp fırladı yeni kesilmiş keresteden kent,

reçineden damlalarıyla yeni bir yıldız gibi,

ve hızar ve testere

sevdiler birbirlerini gece gündüz,

şakıyarak,

çalışarak,

ve cırcırböceği keskin cıvıltısı

yükseltiyor şikâyetini

o direngen yalnızlıkta

ve geri dönüyor benim kendi şarkıma:

yüreğim ağaç kesiyor hâlâ ormanda

ve yağmurda şakıyor hızarla,

öğütüyor soğuğu ve rende talaşını ve mis kokuyu.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy