GUİLLERMİNA NEREDE OLABİLİR ACABA?

 

Kız kardeşim davet ettiğinde onu

ve kapıyı açmak için çıktığımda dışarı,

güneş girdi içeri, yıldızlar girdi içeri,

buğdaydan iki belik girdi içeri

ve iki yorulmaz göz.

 

On dört yaşındaydım,

ve gurur duyduğum buluğ çağımdaydım,

inceydim, kıvraktım ve kaşlarımı çatmıştım,

cenaze gibiydim ve törensi.

Yaşardım örümceklerin arasında,

ormanın nemi, kınkanatlı böcek

ve üç renkli arılar tanırdı beni,

kekliklerin arasında yatardım,

saklanırdım nanelerin altında.

 

Sonra Guillermina geldi

mavi ışıltılı gözleriyle

tarayarak saçlarımı

ve kışın duvarlarına doğru

kılıçla mıhladı beni sanki.

Bunlar Temuco’da olmuştu,

Güney’de, sınırda.

 

Ağır ağır geçti yıllar,

adımlayarak gergedanlar gibi,

havlayarak çılgın tilkiler gibi,

kirlenmiş yıllar geçip gitti,

yaşlanmış, yorulmuş, ölümsü,

ve yürüdüm buluttan buluta,

ülkeden ülkeye, gözden göze,

sınırdaki yağmur

düşerken aynı boz biçiminde.

 

Yolculuktaydı yüreğim

aynı çift ayakkabıda,

ve benimsedim dikenleri.

Bulunduğum yerde dinleniş yoktu:

vuracağım yerde vuruldum,

öldürüldüğüm yerde hissettim,

ve dirildim, her zamankinden daha diriydim,

ve sonra ve sonra ve sonra ve sonra –

anlatmak uzun zaman alır.

 

Ekleyeceğim başka bir şey yok.

 

Yaşamak için geldim bu dünyaya.

 

Guillermina nerede olabilir acaba?

 

[Estravagario”dan]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy