Finisterre

 

Karanın sonuydu bu: boğumlu ve romatizmalı, hiçliğe kasılmış,

Son parmaklar. Uyaran

Siyah sarp kayalıklar, ve patlayan denizin

Dibi yoktur, veya öbür tarafında herhangi bir şey,

Boğulmuşların yüzleriyle beyazlamıştır.

Şimdi sadece karanlıktır, kayalardan bir çöplük –

Eski, pis savaşlardan artakalmış askerler.

Deniz topları kulaklarında, fakat kımıldamazlar.

Diğer kayalar su altında saklarlar garazlarını.

 

Sarp kayalıklar çevrelenmiş yoncalarla, yıldızlarla ve zillerle

Ölüme yakın parmakların nakışlayabileceği gibi tıpkı,

Öyle küçükler ki sisler handiyse uğraşmaz onlarla.

Sisler parçasıdır kadim teçhizatların –

Ruhlar, yuvarlanmış denizin kıyamet sesine.

Ezerek yok ederler kayaları, sonra yeniden diriltirler.

Umutsuzca yukarı çıkar kayalar, iç çekmeler misali.

Arasında yürürüm onların, ve ağzımı pamukla tıkarlar.

Serbest bıraktıklarında beni, boncuk boncuk gözyaşlarım.

 

Gemisi batmışların Meryem Anası ufuk boyunca ilerliyor,

Mermer etekleri iki pembe kanat gibi geriye doğru uçuşmuş.

Şaşkına dönmüş mermer bir gemici diz çökmüş ayakları dibinde,

Ve gemicinin ayakları dibinde siyah giyimli köylü bir kadın

Dua ediyor dua eden gemici heykeline.

Gemisi batmışların Meryem Anası gerçek hayattaki boyutunun üç katı,

Tanrısallıkla tatlanmıştır dudakları.

Ne gemicinin ne de köylünün dediğini duyabilir –

Denizin o güzelim biçimsizliğine sevdalanmıştır.

 

Martı renkli şeritler dalgalanır denizin derinliklerinde

Posta kartları satılan tezgâhların yanında.

Köylüler büyük deniz kabuklarıyla tutturuyor onları. Biri dedi ki:

“Denizin sakladığı hoş süslerdir bunlar,

Küçük kabuklardan kolyeler ve oyuncak kadınlar yapılmış.

Ölüm Koyu’ndan değil bunlar,

Fakat hiç gitmediğimiz

Tropik ve mavi başka bir yerden.

Bunlar bizim cızlamalarımız. Soğumadan yiyin bunları.”

 

29 Eylül 1961

 

Sylvia Plath (1932-1963)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy