DOĞUM

 

Doğan birçok kimse

arasında

doğdu biri,

yaşayan birçok kimse arasında

yaşadı,

ve toprağın hikâyesini anlatmadan

anlatılamaz hikâyesi,

asmaların yeşil zülüflerinin dalgalandığı

Şili’nin orta bölgesi toprağında

ışıkla beslenir üzümler,

halkın ayakları altında doğar şarap.

 

Kışın doğduğum

bu yere

Parral denir.

 

Ne ev ne de sokak

kaldı şimdi geride:

sıradağlar saldı

atlarını,

derindeki

güç

toparladı kendini,

yerinden hopladı dağ

ve çöktü kasaba

depremle.

Ve balçık duvarlar,

duvarlardaki resimler,

karanlık odalardaki

köhne mobilyalar,

sineklerin kesintiye uğrattığı sessizlik,

her şey dönüştü

toza:

yalnızca bazılarımız korudu

biçimini ve kanını,

yalnızca bazılarımız ve asmalar.

 

Asmalar sürdürdü yaşamayı,

hasat zamanı

toplanacak

üzümler oldurmayı.

O sağır cenderelere

dökülecek üzümler,

kendi uysal kanlarıyla

boyanmış fıçılara sonra,

ve orada, korkulu toprakla

ürkmüş olarak

hayatta kalır şarap çırılçıplak.

 

Manzara ya da zaman hakkında

hiç anım yok,

ne de yüzler ya da figürler hakkında:

yalnızca ele gelmez tozu anımsarım,

yazın sonunu

ve mezarlar arasında

uyuyan annemi görmem için

beni götürdükleri mezarlığı.

Ve o zamandan beri hiç görmediğim için

annemin yüzünü,

görmek için çağırdım onu ölülerin arasından,

fakat diğer gömülmüşler gibi

ne bilir ne işitir, yanıt vermez,

orada yalnız durur, oğulsuz,

ruhlar arasında

içine kapanık ve kaçamaklı.

Ve oralıyım ben,

toprağı titreyen Parral’danım ben,

ölmüş annemden

fışkıran

üzüm hevenklerini

barındırır o toprak.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy