DAHA FAZLA ANA

 

Daha fazla anam geldi

ayağında takunyalarıyla. Gece

kutuptan esti rüzgâr, kırıldı

çatının kiremitleri, yıkıldı

duvarlar ve köprüler.

Bütün gece boyunca uludu gecenin pumaları,

ve şimdi, buz gibi güneşin

sabahında, geliyor

benim daha fazla anam

Trinidad Marverde,

fırtınalı taşranın

güneş kararsızlığı gibi uysalca,

nerdeyse sönmüş ışığıyla narin bir lamba,

aydınlatıyor

diğerlerine göstermek için yolu.

 

Sevgili daha fazla anam,

– hiçbir zaman dilim varmadı

sana üvey ana demeye –

bu anda

seni tanımlamak için titriyor ağzım,

çünkü yoksul kasvetli giysilerdeki

iyiliği görmeyi

handiyse anlamaya başlamıştım,

o yararlı kutsallığı:

suyun ve unun iyiliğini,

işte sen buydun işte. Hayat seni ekmek yaptı,

ve onunla beslendik bizler,

uzun ve yalnız kışta

damlarken yağmur suları

evin içine,

hazırdın sen

her zaman

alçakgönüllüce

elekten geçirmeye

yoksulluğun

acı tahıl tanesini

elmaslardan bir ırmağı

bölüştürüyormuşsun gibi.

 

Oy ana, nasıl

anımsamam ki seni

hayatımın her dakikasında?

Mümkün değil. Taşıyorum

Marverde’ni kanımda,

bölüşülmüş ekmeğin

soyadını,

bir un çuvalından

çocukluk giysimi biçimlemiş

o yumuşak eller,

yemek pişirdi, ütü yaptı, çamaşır yıkadı,

ekin ekti, ateşi düşürdü,

ve her şey yapıldığında

ve en sonunda

kendi ayaklarımın üstünde sağlamca durduğumda,

gitti, tamamlamış olarak, esmer,

küçük tabutunda

en sonunda yapacak işi kalmadan

Temuco’nun sert yağmuru altında.

 

[“Kara Ada Güncesi”nden]

 

Pablo Neruda (1904-1973)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy